Bugün iki önemli konu başlığımız var köşemizde.
Önce uyuşturucuya dair önemli bir forumun perde arkası.
Sanırım kendisini TV programlarından tanıyorsunuzdur.
En azından kitaplarından birisini okumuş, ya da medyaya yansıyan röportajlarından birisine denk gelmişsinizdir.
Kanıt adlı bir TV programında da hem rol alıyor, hem de bilgilendiriyor.
Malum konu herkesin, her kesimin ve ilimizin en büyük sorunlarından birisi. Etkin mücadele sürüyor.
ANTALYA’DA PANEL…
Terör örgütlerinin finansmanında yasa dışı uyuşturucu ekonomisinin artık “merkezi bir rol” oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Atasoy, küresel güvenliğin bu alandaki zafiyetlere bağlı olarak ciddi risk altında olduğunu ifade etti. Günümüz tehditlerinin klasik güvenlik anlayışını aştığını belirten Atasoy; “Terör artık sadece silahla değil, finansal ağlar ve suç ekonomileri üzerinden büyüyor.” dedi.
Bunu nerede söylüyor?
Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, 5. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında düzenlenen “Terörle Mücadele: Uluslararası İşbirliğinin Yeniden Sahiplenilmesi” panelinde önemli değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Atasoy aynı zamanda uyuşturucu akışını kesmenin terörün finansal damarını da kesmek olduğunun altını çizdi.
KÜRESEL GÜVENLİĞİN
KİLİT AKTÖRÜ: INCB!
INCB’nin yalnızca bir “uyuşturucu denetim kurumu” olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, kurulun küresel güvenlik mimarisinin kritik bir unsuru olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler sistemi içinde bağımsız bir organ olarak faaliyet gösteren INCB’nin, uyuşturucu ticareti ile terörün finansmanı arasındaki bağı kesmeye yönelik en somut ve operasyonel araçlardan biri olduğunu belirten Atasoy, Kurulun üç uluslararası sözleşmeden aldığı yetkiyle devletler arasında gerçek zamanlı bir güvenlik ağı kurduğunu ifade etti.
1988 SÖZLEŞMESİ, TERÖR
FİNANSMANINA MÜDAHALE
Atasoy, özellikle 1988 tarihli sözleşmenin yalnızca uyuşturucu maddeleriyle değil, bu maddelerden doğan yasa dışı ekonomik sistemlerle de mücadele etmesi bakımından “oyun değiştirici” olduğunu vurguladı.
Bu çerçevenin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele eden uluslararası mekanizmalarla birlikte çalışarak çift yönlü bir etki yarattığını belirten Atasoy, “Bir yandan kaynağı kurutuyor, diğer yandan finansal sistem içindeki akışı kesiyoruz.” dedi.
“Tehdit daha oluşmadan engelleniyor!” şeklinde konuşan ve INCB’nin sahadaki etkilerine de değinen Atasoy, öncül kimyasalların izlenmesi sayesinde yasa dışı üretimin daha başlamadan engellenebildiğini ifade etti.
Yakın zamanda tonlarca fentanil öncülünün saptırılmasının önlendiğini hatırlatan Atasoy, bunun milyarlarca ölümcül dozun piyasaya girmesini engellediğini belirterek, “Bu, terörün finansmanını daha doğmadan kesmek anlamına gelir.” dedi.
PARÇALI DEĞİL, BÜTÜN
TEHDİTTEN SÖZ EDİYORUZ
Prof. Dr. Sevil Atasoy günümüzde terör örgütleri, organize suç şebekeleri ve dijital platformların birbirine entegre olduğu yeni bir tehdit modeliyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.
Bu yapının esnek, sınır aşan ve hızla uyum sağlayabilen bir karakter taşıdığını ifade eden ve konuşmasında en dikkat çekici bölümünde uyuşturucu ile mücadele ile terörle mücadelenin ayrılmaz hale geldiğini söyleyen Atasoy, “Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz. Bu da mücadeleyi çok daha karmaşık hale getiriyor.
Atasoy; “Uyuşturucu kaçakçılığını engellediğinizde, sadece bir suç türünü değil, terörün finansal yaşam hattını, damarını kesmiş olursunuz. Uyuşturucuyla mücadele aynı zamanda terörle de mücadele.” ifadelerini kullandı.
FİNANSMAN ZAFİYETLERİ
GÜVENLİK AÇIĞI YARATIYOR
Uluslararası mekanizmaların yeterli kaynakla desteklenmemesi durumunda ciddi boşluklar oluşacağını belirten Atasoy, bu boşlukların suç ve terör ağları tarafından istismar edildiğini ifade etti.
Atasoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Daha güvenli ve öngörülebilir bir gelecek mümkündür. Ancak bunun yolu, çok taraflı iş birliğini güçlendirmekten geçiyor.”
HABER DİLİNE DİKKAT,
KAHRAMANLAŞTIRABİLİR!
Sanırım mevzu anlaşıldı.
Bu arada geride kalan haftanın ir başka önemli konu başlığına da atıfta bulunarak devam edelim.
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Şiddet haberlerinde ayrıntı ve tekrar, taklit riskini artırıyor!” dedi.
Son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulunan İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret etti. Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor.” dedi. İrvan, son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.
ŞİDDET HABERLERİNDE
AYRINTI VE TAKLİT RİSKİ
Prof. Dr. Süleyman İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret ederek, “Özellikle öfke dolu, yalnızlık duygusu, dışlanmışlık duygusu taşıyan kişiler için bu türden ayrıntılı şiddet haberleri tetikleyici etki yapabiliyor. Şiddet olayının haberleştirilmesi sürecinde failin eylemi adım adım anlatıldığında, bu bir ‘yöntem kılavuzu’ gibi algılanabiliyor. Failin isminin, fotoğrafının, kişisel hikayesinin haberde öne çıkarılması, benzer özellikler taşıyan bireylerde ‘tanınma motivasyonu’ oluşturabiliyor.” dedi.
HABER ALMA HAKKI İLE
ZARAR VERMEME İLKESİ
Bu türden olumsuz etkiler bağlamında medya etik kodlarında şiddetin haberleştirilme biçimine ilişkin ilkeler bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre, ‘Gazeteci şiddeti özendirici yayın yapmamalıdır.’” diye konuştu.
“Medya haber yaparken toplumun haber alma hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasında bir denge kurabilmelidir.” diyen Prof. Dr. İrvan, “Haberi vermeli ama sorumlu biçimde vermelidir. Failin adını, fotoğrafını ve hayat hikâyesini gereksiz biçimde öne çıkarmamalı, saldırganı ve eylemi yüceltici ifadelerden kaçınmalı, yöntem, araç, zamanlama gibi taklit edilebilir detayları vermemeli, sansasyonel betimlemelerden kaçınmalıdır.” ifadesinde bulundu.
SANSASYONEL DİL
ŞEKİLLENDİRİYOR
Medya dilinde sıkça kullanılan “kan donduran”, “dehşet anları” gibi ifadelerin de yalnızca dikkat çekici olmadığını, aynı zamanda toplumun olayları algılama biçimini şekillendirdiğini söyleyen Prof. Dr. İrvan, “Bu ifadeler risk algısını abartır, toplumda korku ve kaygı yaratır. Özellikle hassas bireylerde çaresizlik duygusunu besler. Çok sık tekrarlandıklarında da toplumda duyarsızlaşmaya neden olabilir. İnsanlar şiddete alışır ve empati duygumuz körelmeye başlar.” şeklinde konuştu.
Bilgi verme sorumluluğu ile toplumsal ruh sağlığını koruma arasında denge kurabilmenin gazeteciliğin en zor ama en temel meselelerinden biri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Çözüm, bunlardan birinden vazgeçmekten değil, haberi etik ilkeler çerçevesinde oluşturmaktan geçer. Bu da sorumlu gazeteciliğin bir gereğidir. Elbette özellikle dijital medyanın tık odaklı habercilik anlayışı içinde bu önerilerin hayata geçirilmesi hiç kolay değil. Bu noktada iyi gazeteciliği teşvik edecek mekanizmalar bulmamız ve geliştirmemiz gerekiyor.” dedi.
MAĞDUR GÖRÜNTÜLERİ İKİNCİL
TRAVMAYI DERİNLEŞTİRİYOR
Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılmasının ise “ikincil travma” yarattığını vurgulayan Prof. Dr. İrvan, şöyle devam etti:
“Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılması, yalnızca olayın kendisiyle sınırlı bir etki yaratmaz, ikincil travma dediğimiz dolaylı travmaya ve kalıcı sonuçlara yol açabilir. Aileler açısından, yakınını kaybetmiş ya da zarar görmüş kişiler için, görüntülerin tekrar tekrar yayınlanması saldırı anını zihinde sürekli yeniden canlandırır. Ailelerde kontrol kaybı ve öfke duygusu yaratır. Acıları kalıcılaştırır. Toplum da yoğum ve dramatik görüntülere maruz kaldıkça bundan olumsuz biçimde etkilenebilir. Tehdit algısının büyütür ve hiçbirimiz güvende değiliz duygusunu yaygınlaştırır.”
SALDIRGANIN HİKÂYESİ
RİSKLERİ DE ARTIRIYOR
Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Saldırganın çocukluğuna, travmalarına, aile yaşantısına odaklanıldığında, toplumda bu kişi incelenmeye değer duygusu oluşur. Ayrıca, saldırganın kendisine benzeyen akranları arasında özdeşleşme hissi oluşturur, o da benim gibiymiş, ben de yapabilirim duygusuna yol açabilir. Medya, bu türden saldırılarda odağına saldırganı değil, mağdurları ve çözüm yollarını almalıdır.” diye konuştu.
ÖNLEYİCİ VE ÇÖZÜM ODAKLI
GAZETECİLİK ÖNE ÇIKIYOR
Medyanın yalnızca şiddeti aktaran değil, aynı zamanda çözüm üreten bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleyman İrvan, Sosyal medyada kontrolsüz biçimde yayılan görüntülerin de ciddi riskler barındırdığını belirterek şunları kaydetti: “Bu konu önleyici gazetecilik ve çözüm gazeteciliği olarak adlandırılan iki önemli gazetecilik yaklaşımını gündeme getiriyor. Önleyici gazetecilik, toplumsal sorunları kriz aşamasına gelmeden önce görünür kılmayı amaçlayan bir habercilik anlayışıdır. Bu yaklaşımda medya, yalnızca gerçekleşmiş olayları aktaran bir mecra değil, potansiyel riskleri erken aşamada tespit eden ve kamuoyunu uyaran bir işlev üstlenir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: Geleneksel olarak “olay olduktan sonra haber yapma” refleksi üzerine kurulu bir medya düzeninde, gerçekten önleyici bir gazetecilik ne kadar mümkün olabilir? Bu soru, sadece gazetecilik pratiğini değil, aynı zamanda medya kurumlarının yapısını ve habercilik önceliklerini de tartışmayı gerektirir. İkinci olarak, çözüm gazeteciliği yaklaşımı, haberin odağını sorunların aktarımından çıkararak çözüm yollarına ve iyi uygulama örneklerine genişleten bir yaklaşımı ifade eder. Bu anlayışa göre gazetecilik, sadece “ne oldu?” sorusunu değil, aynı zamanda “bu sorun nasıl çözülebilir?” sorusunu da görünür kılmalıdır. Özellikle şiddet haberleri bağlamında bu yaklaşım, yalnızca olayın kendisine odaklanmak yerine, uzman görüşlerine, önleyici politikalara, uluslararası deneyimlere ve uygulanabilir çözüm önerilerine yer verilmesini önerir.”
YASAKÇI YAKLAŞIMLAR
KALICI ÇÖZÜM ÜRETMİYOR
Şiddet olaylarının ardından sıkça gündeme gelen yasakçı yaklaşımların kalıcı çözüm üretmediğini dile getiren Prof. Dr. İrvan, “Son olarak şunu eklemek isterim. Ülkemizde ne zaman bir terör saldırısı olsa genelde ilk akla gelen çözüm, sosyal medyaya girişi kısıtlayalım, oyunları yasaklayalım şeklinde oluyor. Ancak bu türden çözümlerin çare olmadığını da görüyoruz. Yapmamız gereken, sorumlu gazetecilik pratiklerini teşvik etmek, sosyal medyanın sorumlu kullanımına ilişkin sosyal medya okuryazarlığını yaygınlaştırmak, şiddet üreten koşulların ortadan kaldırılması için çaba harcamaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HEMŞİRELERİMİZ HAK ETTİĞİ DEĞERİ BEKLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
SIRADA TÜRKÜLER VAR
Ali Rıza Navruz
SİTEMNÂME.. /16-19/
Mustafa Mete ÖZPINAR
SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR
Şaban Külhancıoğlu
MAHALLEMİZ 'BİR TANE'YDİ
Mustafa Cengiz
ÖZÜR DİLEYİNCE BU İŞ BİTİYOR MU?
Ahmet Sıvacı
ANNELER GÜNÜ ÖYLE Mİ?
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜNDEN UYANMALlYlZ
Faruk Ergan
KİMSE DUYMADAN
Bekir Oğuz Başaran
DEĞİŞMEM GAZELİ















