Toplumların en önemli gerileme sebeplerinden birisi dilinin zayıflamış olması hiç kuşku yok ki.
Güzel Türkçemize son dönemde yapılan saldırılar malum.
Müfredatta son dönemde başta İngilizce ve diğer latin dilleri olmak üzere yaşanan istila sonrasındaki Rusça ve Çin ve hatta Japon dilleri ile de devam eden süreç şimdilerde başta Arapça olmak üzere diğer dillerle de bir başka platforma taşınmış durumda.
Osmanlıca için de özlem duyan ciddi bir kesim var aslında.
Hem öğrenen , hem de geriye dönüş özlemi ile yanan ve halen de “Bir gecede cahil kaldık”ın fanatik savunucuları.
Malum Kayseri’de de yurt genelinde olduğu gibi yabancı dillerin kullanıldığı tabelalar zaten hortlamıştı.
Şimdilerde ise önüne geçilemiyor.
Her ne kadar zaman zaman belediyeler “Yabancı tabela yasak” dese de şu anda bu işin çığırından epey çıktığı ve çok ama çok geç kalındığı da ortada.
Bugün size muhteşem ve güzel Türkçemizin güzel ülkemiz gibi uğradığı gizli istilaya dair bir yazı.
Bakalım siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz, yoksa “Aman canım sende zaten konuştuğumuz 300-500 kelime mi” diyorsunuz.
PLAZA DİLİ VE
EMOJİ KÜLTÜRÜ
Günümüzde eğitim, iş hayatı ve dijital platformlarda Türkçenin maruz kaldığı yozlaşma her geçen gün artıyor.
Bilgisayarlar ve akıllı telefonlar işin suyunu çıkarttı resmen.
Plaza dili ve emoji kültürü Türkçeyi aşındırıyor!
Bu konuya dair bugün Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman’ın görüşleri ile son durumu özetlemeye çalışacağım.
Diyor ki Duman; İş dünyasında yaygınlaşan “plaza dili”, sosyal medyada hızla yayılan emoji kullanımı ve hızlı tüketilen dijital içeriklerin Türkçenin ifade gücünü zayıflattığını söyledi.
Ve…
Devam ediyor; “Kelime hazinesi zayıfladıkça düşünce de sığlaşır.
Dilin sadeleşmesi başka, fakirleşmesi başkadır.”
Dil bilincinin korunması gerektiğini vurgulayan ve yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca iletişim becerilerini değil, kişisel gelişimi de güçlendirdiğini belirten Duman, “Yeni kelime öğrenmek, beynin sınırlarını genişleten ve esnekliğini artıran en güçlü zihinsel idmanlardan biridir.” dedi.
TÜRKÇE EĞİTİM VE İŞ
HAYATINDA YOZLAŞIYOR
Bence bu konu çok ama çok önemli.
Yabancı dil öğrenmek farklı bir durum.
Hatta mümkünse birkaç dil öğrenmeliyiz.
Öğrendikçe de Türkçe’nin ne kadar kaliteli bir dil olduğunun belki de böylece farkına varabiliriz.
Elbette ki çağdaşlaşmak ve muasır medeniyet seviyesine çıkmak için kendimizi geliştirmek ve donatmak durumundayız.
Ancak bahsettiğimiz konu bambaşka bir tablo içeriyor.
Dilimizi yadırgamak, başka dillere heves etmek ve bu dillerin nerede ise esareti altına girmek, geleceğimiz açısından çok ama çok ciddi bir tehdit.
DİLİMİZ TAHRİP EDİLİYOR…
Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü ve Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman; iş dünyasını esir alan "plaza dili", sosyal medyadaki emoji kültürü ve dijital içeriklerin dil üzerindeki tahribatına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Türkçenin yozlaşması en belirgin olarak eğitim ve iş hayatında gözlendiğini dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Plaza dili dediğimiz, Türkçe cümle yapısının içine İngilizce kelimelerin gelişigüzel serpiştirildiği garip bir jargon, maalesef kurumsal kimliği esir almış durumda. Bunun yanı sıra cadde ve sokaklardaki dükkan tabelalarında gördüğümüz yabancı ve tuhaf zorlama dil kullanımı, dilin görsel hafızasını da hasara uğratmaktadır. ‘Ana sütümüz’ olan ana dilimiz Türkçe, kendi öz topraklarında bile ikinci sınıf bir dil muamelesi görmekte ve bu durum dilimizin itibarına son derece zarar vermektedir.” dedi.
DİLİMİZİ KÖKSÜZLEŞTİRİYOR
“Türkçe karşılığı olan yabancı kelimelerin ısrarla kullanımı dili köksüzleştiriyor.” şeklinde uyarıda bulunan ve dilin matematiğine ve ahengine uymayan, üstelik Türkçe karşılığı olan yabancı kelimelerin ısrarla kullanımının dilimizi köksüzleştirdiğini kaydeden Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Kelimeler sadece sesten ibaret formlar değildir, tarihsel bir yük taşırlar ve yabancı kelimeyi gereksiz yere kullandığınızda o tarihi bağı koparırsınız.
Bu durum zamanla Türkçenin türetme gücünü ve sistemini kırar ve dili sadece basit bir iletişim aracına indirgeyerek estetik derinliğini yok eder.” diye önemli bir tespitte bulunuyor.
SOSYAL MEDYA DİLİ
BÜYÜK BİR TEHDİT…
“Sosyal medya dili hız ve emoji üzerine kurulu” diyerek uyarılına devam eden Selçuk Duman, sosyal medyanın hız odaklı yapısının da dil üzerinde önemli bir dönüşüme neden olduğunu belirterek, “Sosyal medyada hız odaklı hareket edildiği için bu durum dili gramer kurallarından ve nezaketten hızla soyutluyor.
Sesli harflerin atıldığı, duyguların derinlikli kelimeler yerine emojilere hapsedildiği bu mecra, ifade yeteneğimizi köreltiyor.
Derdini tam cümlelerle anlatamayan, sadece tepki odaklı, parçalı ve güdük bir iletişim dili, ne yazık ki özellikle gençler arasında kalıcı bir alışkanlığa dönüşme tehlikesi taşıyor.” ifadesinde bulundu.
KELİME BİLMEYEN
İNSAN DÜŞÜNEMEZ
Dil ile düşünce arasında çok güçlü bir bağ bulunduğunu vurgulayan Selçuk Duman, “Kelime bilmeyen insan düşünemez; çünkü kelimeler düşüncenin yapı taşlarıdır ve insan zihni, ancak bildiği kelime sayısı kadar geniş bir ufka sahip olabilir.
İsmini bilmediğimiz, kavramlaştıramadığımız bir duyguyu veya düşünceyi zihnimizde tasnif edemeyiz.
Dil ne kadar zenginse düşünce de o kadar çok katmanlı olur.
Kelime hazinesi zayıfladıkça düşünce sığlaşır, incelikler kaybolur ve kişinin dünyayı görüş açısı daraldıkça daralır.” şeklinde konuştu.
YENİ KELİMELER
ZİHNİ GELİŞTİRİR
Kendimizi geliştirmenin en önemli yollarından birisi okumak, araştırmak ve kelime haznemize, dağarcığımıza yeni yeni kelimeler eklemekten geçiyor.
Bakın bu konuya dair tespitleri ve yönlendirmeleri nasıl Duman’ın?
Yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca iletişim becerilerini değil, kişisel gelişimi de güçlendirdiğini belirten Selçuk Duman, “Yeni kelime öğrenmek, beynin sınırlarını genişleten ve esnekliğini artıran en güçlü zihinsel idmanlardan biridir. Sadece daha iyi konuşmayı sağlamaz; aynı zamanda olayları algılama ve analiz etme yeteneğimizi ve empati gücümüzü artırır.
Kavram dünyası zenginleşen insan, kendini ve çevresini daha doğru tanımlar. Bu farkındalık da kuşkusuz kişisel gelişimin en temel ve en sağlam basamağıdır.” dedi.
OKUMA, GELİŞİMİN
EN GÜÇLÜ KAYNAĞI
“Okuma, kelime dağarcığının en güçlü kaynağı!” diyerek bu konudaki sorunun temeline inan ve kelime dağarcığını geliştirmenin en etkili yolunun okuma alışkanlığı olduğunu vurgulayan Selçuk Duman, “Okuma, kelimelerin doğal yaşam alanlarına yapılan bir yolculuktur ve dağarcığı ezberle değil, bağlam içinde öğreterek besler.
Sadece sözlükten bakılarak öğrenilen kelime unutulabilir ancak bir hikâyenin içinde, bir duyguyla harmanlanmış kelime zihne mıh gibi kazınır.
Nitelikli okuma, pasif kelime hazinemizi aktif hale getirir ve bize, hiç yaşamadığımız hayatları ve duyguları kelimeler yoluyla tecrübe ettirir.” diye konuştu.
DİJİTAL İÇERİKLER KELİME
DAĞARCIĞINI SINIRLIYOR
Elimizden düşmeyen, önünden kalkmadığımız bilgisayarlar ve TV’nin de özellikle Dijital içeriklerinin kısa olması nedeni ile de ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan buna paralel olarak günümüzde popüler dijital içeriklerin büyük bölümünün “hızlı tüketim” mantığıyla üretildiğini belirten Selçuk Duman, “Aynı 200-300 kelimenin döndüğü, klişelerle dolu videolar ve kısa metinler, zihni tembelliğe ve kolaycılığa alıştırıyor.
Anlam derinliği olan edebi ve bilimsel yazılar haricindeki yüzeysel dijital yazı dünyası, dilin zenginliğini eriten ve montonlaştıran bir etki oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.
SÖZLÜK KULLANMA
ALIŞKANLIĞI YOK!
Bu da bir başka ve önemli tehlike.
Türk insanın maalesef Sözlük kullanma alışkanlığı yok.
Niye olsun ki.
Her şey elinin altında.
Kısa ifadelerle, kaş göz işareti ile emojilerle hayatı yaşıyor günü kurtarıyor.
Aşkın bile en uzun ve güzel kelimelerle ifade edilmesinin gerekliliğin ortadan kalktığı dijital bir çağda yaşıyoruz ne yazık ki…
İnsanlar sevgilerini, saygılarını, aşklarını bile kestirmeden birkaç anlamsız hareketle ifade ediyor ve buna da “Aşk” diyebiliyorlar ne yazık ki…
BİLGİ KİRLİLİĞİ
TAVAN YAPTI!...
En önemli sorunlardan birisi de bu.
Bilgi kirliliği.
İnsanlar duydukları her şeye inanıyor.
Araştırmıyor, soruşturmuyor…
Aslında okumuyorlar…
Bilgi kirliliğinin arttığı günümüzde sözlük kullanımının daha da önemli hale geldiğini belirten Selçuk Duman, “Bilgi kirliliğinin bu denli arttığı bir çağda kelimenin doğrusuna ve köküne ulaşmak bir sorumluluktur. İnternette hızlıca arama yapmak ile bir sözlük maddesini incelemek aynı şey değildir. Sözlük, kelimenin kökünü, akrabalarını ve nüanslarını gösterir.
Merak duygusunu canlı tutmak, incelikli düşünmek ve dili hakkıyla kullanmak isteyen herkes için sözlük, emek duygusu veren vazgeçilmez bir yol arkadaşıdır.” şeklinde konuştu.
SADELEŞME BAŞKA,
FAKİRLEŞME BAŞKA
Bu konuya dair en önemli tespitlerden birisi de bu aslında.
Yorum farklılığı.
Yanlış yaklaşımlar.
Dil tartışmalarında sıkça gündeme gelen sadeleşme konusuna da değinen Selçuk Duman, “Sadeleşmek, dili anlaşılmaz, gereksiz süslü yüklerden kurtarıp durulaştırmaktır.
Fakirleşmek ise anlamı karşılayan kelimeleri atıp dili çoraklaştırmaktır.
Örneğin ‘ihtimal’, ‘olasılık’, ‘imkân’ kelimelerinin hepsi farklı tonlarda anlam içerir.
Bunları atıp tek kelimeye indirmek sadelik değil, sığlık olacaktır.
Sadeleşme dilin tortusunu almaktır; fakirleşme ise dili kurutmaktır ve söndürmektir.
Aradaki bu hayati farkı iyi görmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Bu da bizden olsun son söz.
Siz siz olun ne yaparsanız yapın güzel Türkçemize lütfen sahip çıkın.
Ülkemiz zaten öyle ya da böyle gizli bir istila altında.
Dilimizin de esir olmasına lütfen izin vermeyin!
Dil’de esaret, toprakta esareti de beraberinde getirir zira…
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!















