Hani diyorlar “Milli gelirde kişi başına düşen rakam 19.500 dolar oldu” diye, işte bugün o rakamın perde arkasını aralayacağız.
Nasıl mı?
İLKE Vakfı Araştırmacısı Enes Koru yazarlığında haftanın öne çıkan verisi Bir Gösterge Bir Yorum serisinin on üçüncü sayısında mercek altına alındı.
Bu sayının odağında gelir eşitsizliği var.
Bir ülkede en yüksek gelire sahip %1’lik kesimin milli gelirden ne kadar pay aldığı, eşitsizliği en yalın anlatan göstergelerden biri.
World Inequality Database verileriyle, milli gelirin tepedeki %1’de ne ölçüde yoğunlaştığına bakıyoruz.
GELİR ADALETİ NEDİR?
Gelir adaleti, bir ülkede kazanılan toplam paranın (milli gelirin) toplumdaki bireyler veya gruplar arasında adil ve dengeli bir şekilde paylaşılmasıdır.
Bu sistemde amaç, zenginler ile yoksullar arasındaki büyük farkı kapatmak ve herkesin insanca yaşamasını sağlamaktır.
Gelir Eşitsizliği: Toplumun farklı kesimlerinin toplam gelirden aldığı payın adaletsiz olması durumudur.
Gini Katsayısı: Gelir adaletsizliğini ölçen en yaygın araçtır. Katsayı 0'a (sıfıra) yaklaştıkça tam eşitliği, 1'e yaklaştıkça büyük eşitsizliği ifade eder.
ZENGİN KESİM, MİLLİ GELİRİN
YAKLAŞIK BEŞTE BİRİNİ ALIYOR
İşte size en can alıcı Türkiye fotoğrafı.
İLKE Vakfı, “Türkiye’de en zengin %1’lik kesim, milli gelirin yaklaşık beşte birini alıyor.” tespitini yapıyor.
Bu oran yıllar içinde sabit bir çizgide ilerlemiyor.
Hattat ülkenin makroekonomik gidişatına göre değişkenlik gösteriyor.
Enflasyonun tek haneye indiği ve büyümenin tabana yayıldığı dönemlerde tepedeki yoğunlaşma azalıyor.
Yani bir anlamda Enflasyonun tek haneye inmesi istenmediği gibi büyümenin tabana yayılması da istenmiyor uygulanan politikalar sayesinde. Ülkemizdeki son 25 yıllık bir döneme bakın.
Araştırmanın can alıcı tespitindeki gibi ülkedeki çalışan ve emekli kesim her geçen gün daha da fakirleşirken, adını sanını bile duymadığınız insanlar bu ülkede köşeleri çoktan dönmüş, servetlerine servet katıyorlar ve nereden nasıl kazandıkları bile belli değil.
SON DÖNEME DAİR VERİLER…
İşte size 2000 öncesinin rakamları ve bugünlere doğru seyreden sürecin perde arkası. 1990’larda bu oran %25,5 iken 2000’lerin başındaki iktisadi iyileşmeyle %17’ye kadar geriledi. Yüksek enflasyon ve kriz dönemlerinde ise tam tersi yaşanıyor.
2021 sonrasındaki enflasyonist dönemde pay %19’lardan %24,4’e çıkarak yeniden 1990’lardaki seviyeye ulaştı. Sanırım veriler arasındaki bağı yukarıda vurguladığımız şekilde kurma imkanınız oldu.
“Kör göze parmak misali” tablo çok net.
Birileri bile isteye uyguladıkları politikalar sayesinde belli bir kesime “Servet Transferi” yaparken diğer kesimlerin durumuna dair kimse kimsenin umurunda bile değil.
Saltanat-Sefalet ikilisi kol kola ülkede.
ENFLASYONİST ORTAM
BİLE-İSTEYE SÜRÜYOR
Devam ediyoruz. Araştırmanın satır aralığı bir gerçeği teyit ediyor.
“Birileri bu işler düzelmesin istiyor!”
Peki nasıl oluyor da işler bir türlü yoluna girmiyor?
İşte size yanıtı… Bu yıllarda Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının üzerinde bir büyüme gerçekleştirmesine rağmen ekonomik genişleme geniş kesimlere dengeli biçimde yansımadı.
Enflasyonist ortam, ücretli kesimi aşındırırken varlık ve servet sahiplerini daha da zenginleştirdi.
TÜRKİYE-DÜNYA ÜLKELER
ENFLASYON FARKLILIKLARI
Durum ortada.
Birçok ülkede savaş hali mevcut.
Ancak gelin görün ki Türkiye’de ki enflasyon rakamları Dünya’da ki birçok ülkenin üzerinde.
Sorsanız, ülkede savaş hali yok.
Pandemi geride kaldı, nerede ise çoğumuz unuttu.
Deprem süreci de malum epey geride kaldı.
Ardından yaşanan birkaç doğa olayı, yenilerinin başlayacağına dair olumsuz ihbarların geldiği Orman yangınları vesaire…
Konjonktürel olarak Türkiye’nin payı dünya ortalamasıyla iç içe geçti. 2004’e kadar ortalamanın üzerindeyken, 2005-2021 arasında çoğunlukla dünya ortalamasının altında ya da yakınında seyretti.
2022 sonrası enflasyon şokuyla yeniden ortalamanın üzerine çıktı. Şu an oran, ABD ve dünya ortalamasının üzerinde, AB ortalamasının ise neredeyse iki katı.
NEDEN BÖYLE OLUYOR?
2024’te Türkiye’de üst %1’in payı %21,6.
Bakar mısınız?
Veri setindeki 200 ülke arasında Türkiye 32. sırada yer alıyor.
Yüzde 1’lik kesimin ülkenin nimetlerinden yararlanma imkanı bulduğu pay tamı tamına yüzde 21.6.
Geriye kalan 85 Milyon mu?
Yüzde 78.4’lük dilimi paylaşacaklar.
O da daha tepeden aşağıya inen “Saadet Zinciri Pirami”dinde nereye denk geleceğinize bağlı birazda. Ülkemizle ilgili verilen bu rakamla ülkemiz gelişmiş ekonomilerin çok üzerinde, Latin Amerika ve Ortadoğu eşitsizlik kümesinin ise hemen altında konumlanıyor.
KÜRESEL TABLOYA
BAKTIĞIMIZDA…
Küresel tabloya baktığımızda Irak %44,6 oranıyla diğer tüm ülkelerden ayrışan bir konumda.
Özellikle petrol ve doğalgaz rantına dayalı ekonomilerde (Körfez ülkeleri, Angola, Rusya, Cezayir) oranın yüksek olduğu görülüyor. Bu ülkelerde doğal kaynak rantının dar bir elit grupta toplandığı söylenebilir.
Listenin tepesindeki diğer bir grup ise Latin Amerika ülkeleri. Brezilya, Şili, Peru ve Meksika’da tarihsel olarak eşitsiz toprak ve sermaye dağılımı bugüne kadar kalıcılaştı.Bu ülkelerin ortak paydaları zayıf yeniden dağıtım kurumları, dar bir vergi tabanı ve geniş kayıt dışılık.
Bu değerlendirmede aslında Türkiye’nin birçok ileri Dünya ülkesi ile aynı kulvarda olması gerekirken, dikkatinizi çekmiştir değerlendirildiğimiz gurup nerede ise Afrika ülkelerinin birçoğu ile eşdeğer tutuluyoruz.
AVRUPA İLE FARKIMIZ
NET ŞEKİLDE ORTADA
Bir de Avrupa’ya bakalım mı?
%1’lik kesimin milli gelirden aldığı payın en düşük olduğu ülkeler ise Hollanda (%7,1), Slovakya, Slovenya, Belçika, Avusturya, İtalya ve İskandinav sosyal devletleri.
Nerede ise yüzde 5’ten biraz fazla ve yüzde 10’luk diliminde epey altında.
Bu ülkelerde eşitsizliği düşük tutan sütunlar güçlü emek kurumları, geniş ve formel bir vergi tabanı ve sermaye gelirinin görece az yoğunlaşmasıdır.
İşin temelinde insan öğesine verilen eşit değer. Kimsenin kimseden farkı yok mantalitesi. Çok kazanandan çok, az kazanandan az değil. Herkes kazandığının bedelini kazandığı oranda belli artışlarla ödüyor.
Vergi genele ve tabana eşit yayılmış durumda.
Kimse kaçırmaya tenezzül etmiyor.
Servet transferine devleti yönetenler ve politikacılar alet olmuyorlar.
Nalıncı keseri herke eşit oranda değiyor.
Kimsenin kimseden farkı, farklı statüsü, durumuna-konumuna göre devletten gördüğü farklı bir muamele yok.
Vergi afları ile kimse korunmuyor.
Talan ekonomisi ile yandaşlara ne ihale veriliyor, ne de batanları kurtarmak için bankalara, şirketlere, holdinglere çökülmüyor.
GELİR ADALETİNİN
NEDEN HAYATİ?!...
Sonuç olarak bu gösterge, gelir adaletinin neden hayati olduğunu hatırlatıyor. En üst %1’in payı arttıkça orta sınıf zayıflıyor, fırsat eşitliği aşınıyor ve ekonomik büyümenin meyvesi giderek dar bir kesimde toplanmaya başlıyor.
Bu yoğunlaşma sosyal hareketliliği yavaşlatan, toplumsal güveni zedeleyen ve uzun vadede büyümenin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal riskler barındırıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı sıçrama tam da bu nedenle yakından izlenmeyi hak ediyor.
NELER YAPILMALI?
Adaleti Sağlama Yolları Hükümetler ve devletler gelir adaletini sağlamak için şu ekonomik araçları kullanırlar:
Adil Vergilendirme: Çok kazanan bireylerden ve şirketlerden daha yüksek oranda vergi (artan oranlı vergi) alınması.
Sosyal Yardımlar: Dar gelirli veya yardıma muhtaç kişilere doğrudan devlet desteği, maaş veya gıda yardımı sağlanması.
Kamu Hizmetleri: Eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin herkese ücretsiz ya da çok düşük bir ücretle sunulması.
Asgari Ücret: Çalışanların emeklerinin karşılığını alabilmesi için belirlenen yasal en düşük maaş standardı.
Toplumsal Barış Neden Önemli?: Gelir uçurumu çok yüksekse, toplumsal huzursuzluk ve suç oranları artabilir.
Ekonomik İstikrar: Geliri artan halk, daha çok harcama yapar ve piyasalardaki çarkların dönmesini sağlar.
Fırsat Eşitliği: Doğru gelir dağılımı sayesinde herkes eşit eğitim ve iş kurma şansına sahip olur.
Aslında formül çok basit ama bunu bu ülkeyi yönetenler istemiyorlar…
Faruk Ergan
AKRAN ZORBALIĞIYMIŞ!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’DE Kİ GELİR ADALETSİZLİĞİ…
KADİR DAYIOĞLU
OLAYLI YILLAR VE GENÇLİK
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM İNCELİKLERİ -3
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜ
Ali Rıza Navruz
AHMET MUHİP DIRANAS
Mustafa Mete ÖZPINAR
SİYASETTE DEĞİŞİM
Mustafa Cengiz
BOZDUR BOZDUR HARCA LİMİTLERİ
Bekir Oğuz Başaran
OLMADI, HİÇ, OLMADI
Ömer Faruk Kotay
DURDURUN DÜNYAYI, İNECEK VAR!!















