Ne yazık ki Türkiye’de başımıza bir şey gelmeden önlem alma gibi bir durum olmadığı için bir faciayı daha yaşadık.
Yapılan onca uyarıya rağmen görevdekilerin ihmalleri sanırım tabloyu bu duruma getirdi.
Öyle pat diye sessiz-sedasız gelen bir şey yok bu ülkenin, insanının başına.
Aslında Türkiye’de ne yaşanırsa yaşansın, davul-zurna çalarak geliyor.
Son okullarda yaşanan cinayetler hepimizi derinden yaraladı.
Ortada ciddi bir sorun var ve ne yazık ki halen hamasi söylemler devam ediyor!
Yazımızda hangi önlemler alınmalıdan tutunda, bu noktaya nasıl geldik’e kadar birçok konu başlığını irdeleyeceğiz.
HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?
Bugün tersten başlayalım.
Genelde yazıların sonunda verilir, önlemler.
Madem olan oldu. Biz de direkt bundan sonrasına dair öncelikleri sıralayarak konuya dalalım.
Çok daha uzun bir liste ama kısaca vermekte fayda var.
-Okul güvenliği acilen güçlendirilmeli, güvenlik görevlisi olmayan tek bir okul dahi bırakılmamalı, kamera ve fiziki güvenlik altyapısı güçlendirilmeli, giriş-çıkışlar sıkı şekilde kontrol edilmelidir!
-Psikolojik destek sistemleri yaygınlaştırılmalı, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmalı, riskli davranış gösteren öğrenciler erken tespit edilmelidir.
-Aile-okul iş birliği güçlendirilmeli, ailelerin sürece aktif katılımı sağlanmalı, çocukların ruhsal gelişimi yakından takip edilmelidir.
-On iki yıllık zorunlu eğitim tekrar gözden geçirilmeli, gerekli tedbirler ivedilikle ele alınmalıdır.
-Cezai ehliyet yaşı düşürülmelidir.
-Şiddete karşı sıfır tolerans politikası uygulanmalı, eğitimde şiddeti normalleştiren her yaklaşımın karşısında durulmalı, caydırıcı yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalıdır.
-Öğretmenin itibarı ve güvenliği öncelik olmalı, öğretmenlerimizin yalnız olmadığı hissettirilmeli; hukuki, idari ve fiziki koruma mekanizmaları güçlendirilmelidir.
SUÇA SÜRÜKLENEN
ÇOCUK ORANI ARTTI
Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi.
Son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendiren Dağ, “Özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi.
“Çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” diyen Dr. Dağ, gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu, çözümün kuşaklar arası gerilimi derinleştirmekte değil, anlamaya çalışmakta olduğunu söyledi.
YAŞ ARALIĞI 15 İLA 17
İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi.
OKUL İKLİMİ GÜVEN, ADALET
ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ
Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir.
Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu.
Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur.
Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu.
AİLE-OKUL ORTAK
HAREKET ETMELİ
Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir.
Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir.
Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.”
TOPLUMSAL KUTUPLAŞMA
DİREKT OLARAK ETKİLİYOR
Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir.
Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” şeklinde konuştu.
SİBER ZORBALIK İLE FİZİKSEL
ŞİDDET ARASINDA BAĞ VAR
Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir.
Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir.
Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi.
Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu.
YARGILAMAK YERİNE
ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır.
Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
SENDİKALAR NE DİYOR?
Görüşleri ve feryatları, uyarıları aynı aslında.
Bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı, bir kez daha göstermiştir ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır.
Eğitim sistemimizin en önemli paydaşları olarak, daha iyi bir eğitim için daha iyi bir müfredat, pedagojik yöntemler, daha ileri amaçlar üzerine kafa yormamız gerekirken, bugün bu yaramızı konu etmek mecburiyetinde kalışımızın ana sebebi, şiddetin ağırlaşan toplumsal maliyeti karşısında, ilgililerin çözüm üretmede yetersiz kalmaları veya isteksiz davranmalarıdır.
Eğitimciye yönelen şiddetin sıradanlaştığı, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili durumuna geldiği, silahın çocuklar tarafından kolayca elde edilerek pervasızca suç işlendiği bir zaman dilimindeyiz.
Aklı esenin, aklı kesenin ya da aklı başında olmayanın; öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına, öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitim-öğretime galebe çaldığı bir zemine doğru hızla yol alıyoruz.
EĞİTİM POLİTİKALARIMIZ
KÖKTEN SORGULANMALI
Eğitimciye şiddetin bireysel suç vakaları olmaktan çıkarak eğitim, aile ve toplum politikalarının kökten sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği sorununa dönüştüğünü üzülerek müşahede ediyoruz.
Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır.
Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir.
Eğitim, şiddeti ortadan kaldırılacak bir unsur olarak nitelendirilirken; şiddetin, eğitimi tehdit ve tahdit eder boyuta ulaşması, bunun geleceğimizi tehlikeye sokacak boyuta doğru tırmanıyor olması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hâle getirmektedir.
EĞİTİM ÇALIŞANLARI, ÖĞRENCİLER
ASLA İHMAL EDİLEMEMELİDİRLER
Evrensel hukuk ve anayasada ifadesini bulan hayat hakkı ve can güvenliği ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
Devletin, bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruması, eğitimcilerin ve öğrencilerin can güvenliğini sağlaması, okullarda güvenli ve huzurlu bir çalışma ve eğitim-öğretim ortamı tesis etmesi gerekliliğini hatırlatıyoruz.
Eğitim çalışanlarının ve öğrencilerin can güvenliği, hiçbir şekilde ihmal edilemeyecek temel bir sorumluluktur.
Yaşadığımız bu olay, eğitimciye ve öğretmene karşı şiddetin son örneği olmalıdır. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır.
OKULLAR; ÇATIŞMA ALANI
DEĞİL, EĞİTİM YUVASIDIR!
Bizler biliyoruz ki; güvenli olmayan bir okulda ne eğitim olur ne de gelecek inşa edilir.
Öğretmenin can güvenliğinin olmadığı bir yerde, hiçbir kazanım kalıcı değildir.
Okullar; çatışma alanı değil, eğitim yuvasıdır!
Öğretmen; hedef değil, geleceğin mimarıdır!
Öğrenci; şiddetin öznesi değil, korunması gereken bir emanettir!
Sorunların en hızlı şekilde çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz.