Sanırım bir çoğumuz epey zaman harcıyor bu mecrada.
Haberi anında almak, ya da eş-dost muhabbetleri bağlamında herkes günün büyük bir bölümünü bu platformlarda harcıyor.
Gençlerin durumu malum.
Nerede ise kayıp bir nesil olmak üzereler.
Resmen bağımlı hale gelmiş durumdalar.
Bu tanım aslında toplumun geleni için geçerli.
Zira herkese, her keseye göre bir ilgi alanı mevcut internette.
Bir kez takılmaya başladınız mı, işin içinden çıkmanız mümkün olmuyor zaten.
Bugün bu konuya dair iki önemli tespit paylaşacağım sizlerle.
1-Sosyal medya paylaşımlarında dikkat edilmesi gereken 10 nokta
2-Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!
SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI,
DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Uzmanından uyarılar var bugün yazımızda.
Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelen sosyal medya platformları, eğlenceli içerikler ve paylaşımlarla dolu olsa da siber suçlular için önemli bir fırsat alanı hâline geldi.
Kimlik dolandırıcılığına yol açabilir, siber suçluların parolanızı ele geçirmesini sağlayabilir ve hatta kişisel bilgilerinizi ve eşyalarınızı hırsızlık riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
Siber güvenlik şirketi ESET, kullanıcıların sosyal medyada yaptığı paylaşımların gizlilik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekerek önerilerde bulundu.
Seyahat planları, konum bilgileri, doğum tarihi, yeni alınan eşyalar, aile fotoğrafları.
Tüm bu içerikler sadece takipçilerin ilgisini çekmekle kalmaz, aynı zamanda siber suçlulara sizi tanımaları ve hedef almaları için ihtiyaç duydukları bilgileri de sunar.
KİMLİK AVI SALDIRILARI
VE SOSYAL MÜHENDİSLİK
Evet…
Her şeyi internet ortamında paylaşmamak lazım.
Aile bireyleri, tatil zamanı, banka bilgileri ve diğer konu başlıkları tabi ki de…
Kimlik avı saldırılarında ve sosyal mühendislik tekniklerinde artış yaşanırken sosyal medya üzerinden yapılan aşırı paylaşımlar bu saldırılar için adeta açık kapı hâline geliyor.
Sosyal medya platformları gizlilik ayarlarını ve içerik algoritmalarını sık sık değiştiriyor.
Ancak kullanıcılar bu değişiklikleri takip etmediklerinde paylaştıkları bilgilerin kimlerle ne ölçüde göründüğünü kontrol etmekte zorlanabiliyor. ESET uzmanlarına göre, “sadece arkadaşlarım görüyor” sanılan bir paylaşım, birkaç etkileşim ve yeniden gönderimle çok daha geniş kitlelere ulaşabiliyor.
SİBER SUÇLULAR SİZİ
SİZDEN DAHA İYİ TANIR
Paylaşımlarınız bir yerde depolanıyor ve sizin bile unuttuğunuz bir zaman diliminde birileri bunu kullanıyor.
Böylesine riskli bir süreç.
ESET uzmanları, sosyal medya profillerinin siber suçlular için bir bilgi kaynağı hâline geldiğini belirtiyor.
Paylaşımlarınızdan hobileriniz, alışveriş alışkanlıklarınız, ilişkileriniz, hatta güvenlik sorularınızın cevapları bile çıkarılabilir.
Platformların sunduğu gizlilik araçlarını kullanmak ve hesap güvenliğini artırmak önemli bir adım. Asıl önemli olan ise bireyin dijital davranışlarını sorgulamasıyla başlıyor. Sosyal medya sizi sevdiklerinizle ve ilgi alanlarınızla buluşturabilir ama kontrolsüz kullanım hem sizi hem de çevrenizdekileri tehlikeye atabilir.
Sosyal medya paylaşımlarında nelere dikkat etmelisiniz?
-Kişisel bilgiler. Doğum tarihi, evcil hayvan adı gibi masum görünen bilgiler, parolalarınızı tahmin etmek için kullanılabilir.
-Tatil planları. Tatil öncesi yapılan paylaşımlar, evinizin boş olduğunun işareti olur.
-Konum bilgileri. Canlı konum etiketleri, güvenliğinizi riske atabilir.
-Pahalı eşyalar. Yeni alınan bir cihaz ya da değerli bir takı, kötü niyetli kişilerin ilgisini çekebilir.
-Çocuk fotoğrafları. İzinleri olmadan çocukların dijital ayak izini oluşturmak, uzun vadeli risklere yol açabilir.
-İşle ilgili serzenişler. Çalıştığınız kurum ya da iş arkadaşlarınızla ilgili paylaşımlar profesyonel itibarınızı zedeleyebilir.
-Finansal bilgiler. Kart numarası, IBAN, QR kod gibi veriler dolandırıcılığa kapı açabilir.
-Yakın çevrenin bilgileri. Arkadaş ve aile bireylerinin kişisel bilgilerini onların izni olmadan paylaşmayın.
-Çekiliş ve kampanyalar . Güvenilir olmayan hesaplardan gelen hediye vaatleri, kimlik avı girişimi olabilir.
-Özel mesajlar Özellikle iş içerikli ya da kişisel yazışmaların ekran görüntüsünü paylaşmak güvenlik ihlali yaratabilir.
GÜVENDE KALMAK İÇİN
NELER YAPILABİLİR?
-Paylaşım yaparken ne paylaştığınıza dikkat edin: Her zaman (profiliniz kısıtlı olsa bile) yanınızda oturan birine internette paylaştığınız bilgilerin aynısını söylemenin sizi rahatlatıp rahatlatmayacağını düşünün.
-Arkadaş listenizi sık sık gözden geçirin: Tanımadığınız veya gönderilerinizi görmesini istemediğiniz kişileri listenizden çıkarmak faydalı bir alışkanlık olacaktır.
-Arkadaş listenizi ve gönderilerinizi kimlerin görüntüleyebileceğini kısıtlayın: Bu, birisinin paylaştığınız herhangi bir bilgiyi kötü amaçlarla kullanma olasılığını azaltmaya yardımcı olacaktır.
-Fotoğraf erişimini kısıtlayın: Bunlar ideal olarak sadece bilinen arkadaşlar ve onaylı aile üyeleri tarafından görüntülenebilmelidir.
-İki faktörlü kimlik doğrulamayı (2FA) açın ve güçlü, benzersiz parolalar kullanın: Bu, parolalarınızı tahmin etmeyi veya kırmayı başarsalar bile birinin hesabınızı ele geçirme olasılığını azaltacaktır.
Sosyal medyayı bu kadar eğlenceli yapan şey gönderilerimizi arkadaşlarımızla, ailemizle ve bağlantılarımızla paylaşmaktır. Ancak bu, aynı zamanda potansiyel bir risk kaynağıdır.
Sosyal medya platformlarını kullanırken dikkatli davranarak oluşabilecek sorunlardan uzak durun.
SOSYAL MEDYA KISKANÇLIK
DUYGUSUNU TETİKLİYOR!
Bu da bir başka sorun.
Evli ya da nişanlı iseniz.
Ya da bir ilişkiniz varsa dikkat etmelisiniz.
Sosyal medya, bireylerde kıyaslama ve yetersizlik duygusunu artırabildiğini belirten uzmanlar, bu durumun kıskançlığı daha görünür ve kronik hale getirdiğini söylüyor.
İdealize edilmiş paylaşımların duygusal düzeyde gerçeklik gibi algılandığını aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Burada özellikle ‘narsisistik yaralanma’ denilen süreç devreye girer. ‘Ben neden böyle değilim?’ sorusu, bireyin kendi değer algısını etkileyip erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarının tetiklenmesine yol açabilir.” dedi.
Sosyal medyada görülen davranışların ise takip etme, kaçınma ya da dolaylı kendini gösterme gibi farklı biçimlerde ortaya çıktığını dile getiren Erol, sorunun sosyal medyanın kendisinden değil, onunla kurulan ilişkiden kaynaklandığını vurguladı. Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.
SOSYAL MEDYA,
SÜREKLİ TETİKLİYOR!
Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğunu hatırlatan ve Sosyal medyanın yaygınlaşmasının kimi zaman kıskançlık duygusunu da alevlendirdiğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya, insanın doğasında zaten var olan kıyaslama ve yetersizlik hislerinin görünürlüğünü artırıyor ve bu hisleri sürekli tetikleyen bir ortama dönüşüyor. Çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkinin içinde filizlenir. Ancak bugün sosyal medya, bu duygunun yalnızca açığa çıkmasını değil, kronikleşmesini de kolaylaştırıyor. Çünkü birey artık yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın hayat kesitleriyle kendini karşılaştırıyor. Bu da kıskançlığı anlık bir duygudan çıkarıp, süreklilik kazanan bir iç gerilime dönüştürebiliyor.” şeklinde konuştu.
NARSİSİSTİK, YARALANMA
İnsanların kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminin sosyal medyada daha güçlü hale gelmesinin temel nedeninin, maruz kalınan içeriğin doğası olduğunu savunan Erol, “Sosyal medya gerçekliği temsil etmez; idealize edilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman yapay bir benlik sunumu içerir. Kişi bilinçdışı düzeyde bu görüntülerin seçilmiş olduğunu bilse bile, duygusal beyin bunu gerçeklik gibi işler.” dedi.
Burada özellikle ‘narsisistik yaralanma’ denilen sürecin devreye girdiğini kaydeden Erol, şunları söyledi: “‘Ben neden böyle değilim?’ sorusu, bireyin kendi değer algısını etkileyip erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarının tetiklenmesine yol açabilir.
Sürekli başkalarının başarılarını, tatillerini ve yaşam tarzlarını görmek bireyde sadece kıskançlık değil; eksiklik, değersizlik, suçluluk ve bazen de utanç duygularını tetikler. Bu durum zamanla anksiyete, depresif duygu durum ve yaşam doyumunda azalma ile sonuçlanabilir. İlginç olan şu ki, kişi bu duygulara rağmen sosyal medyada kalmaya devam eder; çünkü aynı zamanda oradan bir onay ve aidiyet de arar.”
BASTIRILAN KISKANÇLIK
Kıskançlık hissedildiğinde sosyal medyada ortaya çıkan davranışların oldukça çeşitli olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bazı bireyler kıskandıkları kişiyi daha sık takip eder, hikâyelerini sürekli kontrol eder; bu durum obsesif bir izleme davranışına dönüşebilir. Bazıları ise tam tersine engelleme, takipten çıkma gibi kaçınma stratejilerine yönelir. Daha örtük düzeyde ise pasif agresif yorumlar, imalı paylaşımlar ya da ‘kendini gösterme’ çabası artar. Yani kişi, hissettiği eksikliği telafi etmek için kendi hayatını daha parlak göstermeye çalışır.” dedi.
‘Gizli kıskançlığın’ ise sosyal medyanın en dikkat çekici psikolojik dinamiklerinden biri olduğuna işaret eden Erol, “Bu kişiler açıkça kıskanç olduklarını kabul etmezler; aksine çoğu zaman destekleyici, beğeni veren ya da nötr görünen bir tutum sergilerler. Ancak içeriklere aşırı odaklanma, karşı tarafla kendini sürekli kıyaslama ve içsel huzursuzluk bu duygunun varlığına işaret eder. Psikolojik açıdan bu, kabul edilmesi zor olan bir duygunun bastırılması ve daha kabul edilebilir bir forma dönüştürülmesidir. Fakat bastırılan kıskançlık kaybolmaz; içsel gerilim olarak varlığını sürdürür.” açıklamasını yaptı.
SORUN SOSYAL MEDYA DEĞİL,
ONUNLA KURULAN İLİŞKİDE…
Bu kıyaslama tuzağından çıkmak için bireysel düzeyde yapılabilecek en önemli şeyin, maruz kalınan içeriğin seçici bir şekilde düzenlenmesi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişi kendine şu soruyu sormalı; ‘Bu içerik bana ne hissettiriyor?’. Eğer sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratıyorsa, o içerikten uzaklaşmak gereklidir.” dedi.
Bunun yanı sıra, bireyin kendi hayatına dönmesi, içsel tatmin kaynaklarını artırması ve gerçek ilişkilerle temasını güçlendirmesinin de önemli olduğunu aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin otomatik kıyaslama düşüncelerini fark etmesine ve onlara kapılmadan geçmesine yardımcı olabilir. Çünkü sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide derinleşir.
Son olarak, sosyal medyanın kıskançlığı artırması yalnızca bireysel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir dinamiğin yansımasıdır. Bugün başarı, güzellik ve mutluluk belirli kalıplar üzerinden tanımlanıyor ve bu kalıplar sürekli yeniden üretiliyor. Medya, algoritmalar ve kültürel beklentiler bu süreci besliyor. Dolayısıyla bireyin yaşadığı kıskançlık duygusunu sadece kişisel zayıflık olarak görmek, meseleyi eksik anlamak olur. Bu, hem bireyin iç dünyasında hem de içinde yaşadığı kültürde kökleri olan çok katmanlı bir süreçtir.”