HÜZÜN AYI VE ALİ BAŞ (ÂŞIK SEZÎNÎ)
''''''''
Bugün mayıs ayının üçüncü çeyreği olsa da "hüzün ayı" olarak bildiğim haziran ayından ve o ayın götürdükleri değerlerimizden söz edeceğim sizlere bu yazımla. Bu değerler ki vedasız gidişleriyle haziranı hüzne boğmuştur. Bu ayın adı sanki "hüzün ayı" olmuştur bir yerde dilimizde…
Bildiğiniz gibi; Hasan Hüseyin Korkmazgil bir şiirinde şöyle diyordu: “Sokaktayım/ Gece leylak ve tomurcuk kokuyor/ Yaralı bir şahin olmuş yüreğim/ Uy anam anam/ Haziranda ölmek zor…” Bu şiir Nazım Hikmet’in ölümü ile kaleme alınmış ve Orhan Kemal’in ölümüyle tamamlanmış, ona ithaf edilmiştir. Bizler isterdik ki haziranda vefat eden geçmiş bütün edebiyatçılarımıza ithaf edilmiş olsun. Kimler elveda dememişti ki bu ayda dünyamıza;
Ali Baş (1 Haziran 2011)
Orhan Kemal (2 Haziran 1970)
Ahmet Arif (2 Haziran 1991)
Nazım Hikmet (3 Haziran 1963)
Ahmet Haşim (4 Haziran 1933)
Cahit Zarifoğlu (7 Haziran1987)
Cemil Meriç (13 Haziran 1987)
Peyami Safâ (15 Haziran 1961)
Hasan İzzettin Dinamo (20 Haziran 1989)
Ahmet Muhip Dıranas (27 Haziran 1980)
Bu arada hatırlamadıklarım olabilir şu an için. Hoşgörüle… Haziran’da ya da başka aylarda vefat eden Şair/yazar/ressam her kim varsa –anma amaçlı olarak- zaman zaman haklarında yazıyorum ve yazacağım da… Bu konulardaki vefamı bilen bilir. Ne deniyordu: “Unutulanlar, unutanları asla unutmazlar.” Yaaaaaah! Yazımın bu girizgâhından sonra şimdi gel gelelim sadede! Bu yazımda 15 sene önce 1 Haziran 2011 günü aramızdan ayrılan Ali Baş’tan (Âşık Sezini) söz edeceğim:
Ali BAŞ, dünya denilen mahpushanede voltasını atarken, biz gardiyanlar onun yüzüne vurduk hâlini; 'Müebbet Aşk' diye! Ama haklıydık, onun ağırlaştırılmış cezasının adı gerçekten de Aşk-ı Müebbet idi… Sevgilisinden kalan boynu bükük çiçekleri gözyaşlarıyla sularken Ali Baş, o çiçekler rayihasından bir zerresini sunmadı ona. Güneşin ışınları penceresinin demirlerinden geri döndü onun…
“Benim derdim aşk derdi, bir kuru efkâr değil” şeklinde haykırırken, yıldızı sönmüş tek kişilik hücresi sıktıkça sıktı yüreğini… Aşka hüküm giymişlerin kaderiydi belki bu yaşadıkları. Ya da yaşanılan anlar!
Belli ki kırılgan bir dala tutunmuştu gönül dostu Ali Baş, can Sezini… Yine de “Yokuşa vurma beni, tırmanacak halim yok” diye feryâd-ü figan etmedi. Feleğe; kahpe, bahtına kara demedi hiçbir zaman! Eminim mosmor bir acıydı onun yüreğindeki. Bu mor acının adıysa; AYRILIK! “Sev De Gör” ün sayfalarında gezintiye çıkarsanız bir gün, mutlaka ezgisini duyacaksınız bu acılı türkünün…
1 Haziran 2011 günü; “Yücelerden gelen bir sese çek beni Tanrım/ Bilinmez diyarlar istiyorum” diyerek Hakka yürümüş olan çağımızın Mecnun’u dost gönül Ali Baş’a, umut treni yüreğimizle ‘dön gel, dön gel artık’ desek, ne cevap verir acaba bizlere? "Daimî ikametgâhımda artık rüzgârlar tarıyor saçlarımı, mehtap gözlerimde ışıldıyor burada, bu vuslat sayesinde şimdi mutluyum" diyeceği kesindir bence… Tüm bu acılarının failinin aşk olduğunu da biliyordur eminim... Ne diyelim ki? “Hikâyeti gâm-ı hicrân-ı yârı mı diyelim/Şikâyet-i sitem-i rüzgârı mı diyelim…” Perde çekilmiştir artık! Şikâyet etmez halinden Ali Baş… Etse bile “aşk-ı müebbet’’ yer mi?
Umarız cennet mekânı olur ve burada ağrıyan başı orada sükûn bulur! Ve Sevgili Ali Baş’ın; “Bir Gün Elbet” İsimli bir şiirinden bir bölümle bitirmek istiyorum yazımı. Rahmetullahi Aleyh!..
“Yarınlar benim olacak,
Çilelerim son bulacak,
Sürünsem de köşe bucak,
Bir gün elbet güleceğim.
Çatladı be sabır taşı,
Zehir oldu ekmek, aşı,
Dert yıkamaz Ali Baş'ı
Bir gün elbet güleceğim.”
Mustafa Cengiz
KAYSERİ VE ERCİYES 38 FK, KADERİNİ BEKLİYOR
Faruk Ergan
SUSMAK!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BİR KADEH DAHA ŞİİR İÇSEM, KÖRKÜTÜK ŞAİR OLSAM…
KADİR DAYIOĞLU
MAYIS YAĞIŞLARI
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
BASKI ALTINDA İKEN TAM SOĞUKKANLI KALMAK İÇİN 7 KGB TEKNİĞİ
Mustafa Mete ÖZPINAR
YARADANIN SEÇKİN KULU OLABİLMEK
Ali Rıza Navruz
HÜZÜN AYI VE ALİ BAŞ (ÂŞIK SEZÎNÎ)
Mustafa Göçer
ORMAN SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM DEMEKTİR:
Çınar Can Özyürek
Anadolu'nun Parlayan Yıldızı Kayseri
M. Kemal Atik
BİR HÜZNÜN ARDINDAN















