GÖLGE YAZARLIK/ŞAİRLİK…
^^
Ali Rıza Navruz
“Hayatımı size bir anlatsaaaaaaam ‘roman’ olur der etrafımızdan birileri. Der de nedense oturup kaleminin ucunu kemirerek, ya da divitinin ucunu mavi mürekkepli hokkasına daldırarak o meşhur 'romanı' yazamaz. Peki ne yapar? Bir gerçek yazar bulur onunla yazar. Sonra güzel ve özel bir kapak içerinde piyasaya arz… Bu ortak kitabın kapağında iki resim vardır, birisi önde diğeri arkada. Öndeki kişi kitabın hiçbir yerinde yoktur aslına bakarsanız. Yalnız bu adamın boynu kalındır. Kendisi ya siyasetçi ya topçu veya popçu ya artist ya da fabrikatördür. Bu zat sadece kitabın konusunu şu arka resimdeki kişiye verir o kadar. Al sana ortak kitap! Ha bu arada arka plandaki asıl yazara da bir çanta dolusu para…
Farklı bir durum daha var konuyla ilgili, kendisi adına kitap yazdıracak kişi yazarı/şairi resmen satın alır. Hoş olmayan bir durum ama günümüzde para karşılığı kalem tutan parmaklardan bir hayli vardır. Yazılan kitapta ya da şiirde yazanın adı sanı olmaz, sadece yazdıranın adı vardır.
İşte bu tür olaylarda şöhretli kişi, ya da paralı kişi gölge yazar/şair kullanmış oluyor. Kitapta yazar olarak adı geçen kişi yazar olmadığı halde bu şekilde yazar oluyor ve kitabı binlerce sayıda basılıyor. Bu arada herkes o sahtekarın yazdığını sanarak ona övgüler dizer. Kitabı da seçkin kitapçılarda dağıtılır. Hatta ödüller bile verilir. Şöhretli/ paralı kişi böylece olur sanatçı. Bu işleyişin adına gölge yazarlık diyoruz. Bizim gölge yazara/şaire ne düşüyor bu arada dersiniz; oturup bir köşede yalnız başına onları, olanları seyretmek! Bu gibi durumlar bizde olduğu kadar Avrupa'da da var. Bir örnek verebilirim burada; 1989 yılında Nobel Edebiyat ödülü sahibi İspanyol yazar Camilo jose Cela, koca bir gölge yazar ordusuyla senelerce çalışmış olduğu bilinen bir gerçektir.
Bizde de bu konuda adı yılarca gizli kalmış bir gölge şairimiz vardır. Bilirsiniz onu, adı; Sennur Sezer. Adnan Özyalçıner’in eşidir bu şairimiz. Bu şair hanım bildiğimiz “Buruk Acı” filmindeki ‘Buruk Acı’ şiirini yazarak Türkan Şoray’a sahiplendirmiştir. Bizler de yıllarca bu eserin yazarı Türkan Sultan diye bildik. Sonunda yalancının mumu yatsıya kadar yandı… Daha fazla örneklendirebiliriz olayı fakat birer örnekle yetinelim şimdilik… Peki Kayseri’mizde var mı bu şekilde gölge yazar ya da şair kullanan sözde yazar/şair? Onu bilemem ama bir gün Büyükşehir Kütüphanesinin yetkilisi Beyefendi şöyle dedi bana; “Ali Rıza Bey, Kayserimizin yarısı şair/yazar olmuş” Ben de ona dedim ki; “iyi ya, tebrik etmeniz gerekmez mi bu durumda?”
Güldü sözünden sonra… İroni yaptığını ancak o zaman anlayabildim. “Oğluna, kızına, torununa, gelinine yazdırıp getiriyorlar” diye devam etti sözüne. Bu arada çalıntı sözlerin bolluğundan da dem vurdu…
Bu tür durumlar normal midir, yeni bir sektör mü oluşuyor, alan da veren de bu durumdan razı mıdır? Bana sorarsanız hiç de etik değil.
"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" (Zümer-9)