ŞAHSIM VE ESERLERİM/ ŞİİRLERİM ÜZERİNE YAZILANLAR...
""""""""""""""""""""
/MOR VE ÖTESİ/
Unutmak, unutulmak isteğim tutar… Kabuğuma çekilirim. Ne kimseyi görmek ne kimseye görünmek isterim. Ömrünü içiyle- dışıyla aynen yaşayanlarda görülen hallerdenmiş!.. Öyle derler. Gönlümün bana malum günün akşamüstü fırçası, herkesin göremeyeceği, çözemeyeceği halleri çizer… O hiç görünmeyen usta ressamın eliyle!
Yine böyle yorgun bir günün akşamında fakirhanemin kapısında sarışın güzel bir yüz, mavi haleli bir çift göz ile yüz yüze geldim. İşte şair Ali Rıza Navruz ’la ilk tanışmamızın tarifi.
Beni araştırmış yazılarda, şiirlerde, nerde bulmuşsa orada okumuş, anlamaya göz nuru dökmüş. Sonra, sormaya gelmiş. Bazı bazı ok gibi keskinleşen güzel bakışını gözlerime dikip; “hocam, bu şiirleri nasıl yazdınız?” Gelelim Ali Rıza Beyin sorusunun cevabına; “ben onları yazmadım, yaşadım!” keskin zekâsı, engin duygusuyla; “peki Hocam” dedi. Bir müddet sohbetimizden sonra veda etti.
Bir zaman geçti. Elinde bir demet kitapçık, tekrar ziyaretime geldi. Diyor ki kitabın kapağında; “Mısralarda Doğan/ Aydemir Doğan” Sonra bana yazarları, şairleri tanıştırdı. Çok yakın dostu olduğunu ilk anda anladığım Nurkal Kumsuz bu cümle cemaatin ilki… Kendisiyle tanışmamız kısmet olmayan Kayserili romancı Mustafa Miyasoğlu’ndan sonra romanlarını okuduğum benim için Kayserili ikinci romancı. Yazar ve edebiyat öğretmenidir Nurkal Bey. Nurkal kumsuz, Ali Rıza Navruz ile bir ortak noktamızı tespit etmiş. Şairlerde yar seçmesi gibi renk seçimi de nadir olur, tek olur. Gelelim Mor ve ötesine… Nurkal Kumsuz anlatır ki (Bu şehrin Işıkları kitabında) “Ali Rıza Navruz bazı şiirlerinde morun tek başına değil, bütünlük içinde önemli bir değere ve anlama sahip olduğunu görüyoruz.” Yerinde bir tespit. Sanırım Ali Rıza Navruz bu mor güllerine bazı şiirlerinde değinmiş. Bakınız bir şiirinde:
“Her faslın sonuna koyup virgülü
Muhabbette geçmedik mi bülbülü.
Dikeni batmasın diye mor gülü;
Has Bahçe içinde kestirmedim mi?”
Evet Efendim; Mor gül olur mu? Yahut gülün moru olur mu? Olur… Olur...! Tabii kesin ifademdir ki O’nu, o rengi görecek göz olursa!.. Herkesin şair olamayacağı gibi herkesin de o gözü olamayacağını derim ben. Derim ki, hem de korkmadan derim. Dostum Ali Rıza Navruz yüz çeşitli renkte çiçek içinde mor renklisini bilip seçecek göz de vardır, gönülde. O istikbalin çok büyük şairidir. Tüm yurt genelinde hemi de… Şimdi bir nadan çıkıp da “birbirlerine hulûs çekiyorlar” diyebilir. Desinler, nadana benim eyvallahım da yok, sempatimde.
Evet, gelelim şimdi bendeki Mor’a… Şairlerin saklısı gizlisi çok olur. Benim de tabii. Aşk denilen o yüce duyguyu büyük Yaratan kullarına lütfetmiştir. Bendenize bir defa değil, çok defa lütfetmiştir. Şükran O’na binlerce! Sevmenin zulmü çok, ben o zulmü de çok kere gördüm. Zevki de çoktur. Bu da sevilmek denilen olgu… Ben o zevki de çok tattım. Onun içindir ki ruhum da bedenim de çok yorgun, çok!.. Bitabım! Bihabım! Ellerimse şimdi booom-booşş!..
Yine çok sevdiğim kadınlardan biri idi. Bir ikindi zamanı “Gül” adını taşıyan çok sevdiğim kadınımın sol göz kapağı ve o gül pembe tenli sol yanağında “mor bir gül” açtı. Nasıl oldu bilmiyorum, kopasıca sağ elimdi o mor gülü açtıran!..
Sonra… Sonra da siz yaptığından duyulan azabı duydunuz mu hiç? Bütün iç dünyamı kasıp kavuran o hicranını insanın? O sevgili kadınım güzel başını göğsüme dayamış; “üzülme sakın, ben hak ettim. Suç bende, kabahat bende” diyordu kısık ses tonuyla. O mor gülü alev gibi tutuşan zavallı dudaklarım kaç bin, öptü öptü öptü!.. Ben de Ali Rıza şairimiz gibi “Mor’u severim, ararım. Ama bendeki bir mor; bir kordur. Gün akşama erer Kayserinin Yılanlı Dağı ufkunda şehri terk ederken o “Mor’u Erciyes’in zirvesinde görürüm. Masum o güzel baş göğsüme yaslanır. Anası dahil hiçbir kadının önünde, sinesinde ağlamayan bu adamın tam o gündeki gibi kumral saçların üzerine kimsenin görmediği, göremeyeceği biçimde sessiz yağmurlar gibi yine yağar, yağar göz yaşlarım!.. İçime kezzap gibi akar, akar, akar… Rengi mordur. Gölgede yeşil, güneşte ela gözlerimin beyazına haydi bakın. O beyaz nasıl mordur, nasıl? Mor nasıl mor, nasıl mor?..
Evet! Moru her şeyde hicranıyla seven bu zalim adam hala, hala yaşıyor.
Bende çok emeği, hakkı olan sevgili şair kardeşim Ali Rıza Navruz’un Moru hep yaşasın ve de kora dönmesin. Rabbimden niyazımdır. Hem de içten, samimi niyaz… (Amin!..)
Aydemir DOĞAN
* Şair/ Yazar
* Gazeteci
* Sporcu
* Politikacı
03 Haziran 2006/ Kayseri
"""
Devam edecek!
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!















