Sensizlikti Sessizlik
^^
“Acaba tütsü yaksam,
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam...”
Muhabbet bağladım artık yokluğuna bu mevsim... 'Uzuuuuunca bir ayrılıktan sonra, bu yağmurda seninle buluşmanın yaşam dolu sevinciyle merhaba cân'diyebilmek hoş bir olay olacaktı bu gece. Ama olmadı yine! Kalbur kalbur yağıyor yine yağmur, öbek öbek... Yâni..... Evet, onu demek istiyorum; yağmur yağıyor ve sen yoksun... Adetâ karanlık bir sahne bu gece; ışık yok, mehtap sessiz... Damlalar arasından geçen rüzgârla dolu dolu ağlıyor bahçemin çiçekleri bak! .. Serseri cırcır böcekleri bir hicaz şarkı söylüyor seni anlatan. Senin yüzünü yansıtan bu sevdâ ateşi inan ki sönmez..
“Hasretinle yandı gönlüm
Yandı yandı, söndü gönlüm.
Evvel yükseklerden uçtu,
Düze indi, şimdi gönlüm.”
Dinliyorum rüzgârın eşsiz fıskiyesini. Yıpranmış bir yalnızlık dansındayım damlalarla bu gece. Çünkü sadece yağmur var iki yakamda tutunan. O var, ama sen yoksun... Bir ara, üşüyen yüreğimin duman dalgaları gibi yükseldiğini görür gibi oldum... Kendiliğinden mi oluşmuştu bu duman dalgaları ki? 'Dur bir sigara yakayım' Bak! Ve gör cân! .. Çünkü her türlü kaygılardan uzak şu koskoca şehir, kapı üzerine kapı aralıyor sıkıntılardan ve sızılardan. Bense sıkıntılarımdan masama kapanıp buzlu oyun kağıtları ile fallar açmaya çalışıyorum senin niyetine. Falımda çıkan, bu kez de sadece sensizlik oluyor. 'Sensizlikti Sessizlik' anlıyor musun? ..
Yağmur yağıyor ve sen yoksun yüreğimin aordu... İyi de oluyor biliyor musun bu yağmur? .. Bu yağmur, yokluğunun yüklediği hatırı sayılır acılarımı devşiriyor bu gece bir bir... Elhâk! Şimdi bir bulanık geçit, kararmış Zühre yıldızından dolaşarak geliyor silinmeye yüz tutmuş özlemlerime... Velhâsılı kelâm; olan yağmur, olmayan sen.
“Aramızda karlı dağlar,
Hasretin bağrımda kışlar.
Başa geldi olmaz işler,
Yokluğundan öldü gönlüm.”
Karanlık bir sahneyken şu zaman, çocukluk günlerim ayıldı mavi gözlerimde... Yağmur yağdı, sen olmadın ve ben pastel boyalarla renklendirdiğim yüreğimi hatırladım işte! Sonra seninle başlayan o ilk ağrı! .. Şu taze yağmurlar misali nasıl da konmuştu sol yanıma... Ne bir bülbül olmak istemiştim o zamanlar, ne de gül! .. Ne bulut, ne deniz... Ve ne de bulunmaz dallar üzerinde rüzgâr mahmuzlu yıldız... Dedim ya; âdeta karanlık bir sahne bu gece... Aynanın önünden geçerken bir an için duraksıyorum ve anlamsız bir tebessümle; ey benim dur durak bilmez yalnızlığım! Birazdan... 'İşte gidiyorum'diye bağırıyorum... Yeryüzünün yüksek gel-gitleri arasında bir dengeli noktaya, ya da billur yıldızlar içine gidiyorum, hiç ulaşamamacasına...
Dinmek bilmiyor bu yağmur ve hâlâ sen yoksun cân!
“Gelecektin gelmez oldun
Halimi hiç sormaz oldun
Yaralarım sarmaz oldun,
Yokluğundan öldü gönlüm.”
Sence de gitmeli değil miyim? Senden sonra, -sen de biliyorsun ki- artık hiçbir sevgilinin sevgi salamurasına tuz bile olamayacağım...Evet, gidiyorum işte... Gamze yüklü bulutları gözlerimde taşıyarak hem de! .. Hem de, kendime kaçarak! Bu kendime kaçış, sana belki de bir daha 'merhaba' diyebilmek için olacak... Ama sen yoksun ki! Ama, yağmur yağıyor...
Yağmur yağıyor caaan! ..
....................Ve sen yoksun!
Ben de!..