TUZA TUZ BİBERİ…
----------------------
Ali Rıza Navruz
Bugünden önceki gün, yani 19 Nisan "Şiir ve Yaratıcı Düşünce Günü" idi. Kendimce kutladım. Kutlarken de düşündüm şaka maka gerçekten de çok şiir yazmışım, 12 adet şiir kitabı… Mahalli gazetemiz ‘Ülker” de yayınlanan ilk şiirimin tarihi yıl olarak 1973 idi. Adı “Kırık Kanepe” Bir yıkılmışlığın şahidi idi Gültepe parkındaki bu kanepe. Kitap olarak da ilk “SIZI”mın tarihi 1990… Demek ki, aradan tam tamına 53 yıl geçmiş, yani yarım asır bu uğurda!
Şiir benim her şeyim oldu desem mübalağa etmiş olmam billah! Yeri geldi arkadaşım, yeri geldi yarenim, yeri geldi öksüz uykularım, yeri geldi mor taflan çığlığım, daha sonra Dağbaşı ıslığım, ötelerden bir türküm, yine yeri geldi, duam, ötesi bedduam!.. Hayatım bazan “serbest tarz”a takılarak, bazan deve yürüyüşlü aruz ritminde dolaşarak, bazan da hecelerken hep “hesabı-ı benan” kaygısında kalarak geçti. Geçmişten hız alarak geleceğe koşmak beni hiç yormadı diyebilirim.
Bunca zaman içerisinde radyo ve TV’lerdeki şiir programlarım, şehir içi ya da şehir dışındaki şiir etkinlikleri, bu platformda tanıştığımız dostlar, dostluklar gerçekten renk kattı hayatıma. İç dünyam ile dış dünyam arasındaki çatışmalar hep oldu. Olması da doğaldı bence. Şiirime yol açan kapı idi bu haller.
Kırılganlığımı renklerin moru ile belirtmeye çalıştım, neden bu rengi sevdiğim anlaşıldı mı bilemem. Bazan bu rengin morunda melankoli haller yaşadım, zaman zaman da “lila”sında düş ardı gidişlerim oldu. Şairde olmazsa olma deliliğimi bir adım daha öteye taşıyarak kendime “deliban” lığı yakıştırdım. Özgürlüğümü çok sevdim, yeleleri savruk yılkı olmak harika bir şeydi.
Hak etmeme rağmen “hoca” veya “usta” apoletlerini hiç kabullenmedim. Dili söze çevirmem yetiyordu ki…
Amaç mı? Samimi olarak söyleyebilirim ki bu aleme hoş bir seda bırakabilmektir amacım. Bu uğurda şiiri para getirecek bir meslek olarak hiç düşünmedim. Belki bu nedenle kitap fuarlarına pek itibar etmedim. Gerektiği yer ve zamanlarda da kitaplarımı ücretsiz olarak hediye etim. Yani bu uğurda zararı kâr bildim. Felsefem şu olmadı: Hep ben hep ben, sen öl ki yaşayayım ben.”
Edebiyatın diğer türlerini öksüz bırakmak olmazdı elbet. En fazla sevdiğim “deneme” türünde 9 eser üretmişim bu iki taş arasında. Yetmemiş; araştırma-inceleme dalında 2 eser, anı türünde de bir eser oluşmuş yayınlanan. Son noktayı yine şiire dönerek koymuşum ve “Bütün Şiirleri” kitabımı gün ışığına çıkarmış bulundum. Doğuş tarihi 2025… ve 850 sayfalık küçük bir eser diyebiliriz…
Şimdi, merdiven dayandı yetmişten öteye. Bu nefes daha ne kadar ney üflemeye yeter bilinmez. Bu konulara nokta koydum diyemem elbet. Fakat….
Sonra mı? Sonrasında bin bir dikenin batmış olduğu o yırtık pabuçlarımı çıkarıp koydum bir aklı evvelin önüne. Ki; sizlerin gül kokan sokağınızdan geçerken bu gürültülü halim bir rahatsızlık vermesin sizlere… “Tuza tuz biberi” kattığım bilinsin istedim o kadar…
“Hicranıma sebep sadakatimdir,
Sevdiğim kadrimi bildi mi dersin.”
Şiirle kalın derim, sakın onu öksüz bırakmayın!..
20.04.2026