Acı bir tespitle başlayalım mı?
“İklim değişikliği konusunda harekete geçmeye karşı duyulan sorumluluk hissi dünya genelinde azalıyor…”
Sanırım son İran’a yapılan saldırılar ve bombardımanlardan sonra yağan yağmurlarla dolan barajlarımızın sevincini yaşıyoruz.
Birçokları bunun son iklim anlaşması ve havaya sıkılan gazlardan sonra yaşanan kuraklık için “Her şerde bir hayır” vardır ayetinde olduğu gibi olumlu buluyor.
Peki nasıl oluyor?
Ya da bir başka biçimde sorarsak, kimler bu konuda daha duyarlı ya da bu noktaya nasıl gelindi?
Bugünkü konu başlığımız bu.
Ülkeler ortalamasında her dört kişiden biri (%25) iklim değişikliğinin artık kontrolümüzden çıktığını ve yapılabilecek bir şey kalmadığını düşünüyor.
Çarpıcı gerçek ise küresel adaletsizlik.
Başlıyoruz.
PARİS İKLİM ANLAŞMASI
Paris İklim Anlaşmanın temel amacı, "küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 2°C'nin oldukça altında tutmak" ve "sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde sınırlamak" için çaba göstermek.
Sera gazı emisyonlarını azaltmayı, iklim değişikliğine uyumu ve finansal desteği kapsar.
Türkiye anlaşmayı 2021'de onaylamıştır. Hali hazırda birçok ülke bu anlaşmadan çıktı. ABD’de de tartışılıyor. Türkiye’de ise belirsizlik, kararsızlık hakim.
Paris Anlaşması, iklim değişikliği konusunda yasal olarak bağlayıcı uluslararası bir antlaşma.
12 Aralık 2015'te Fransa'nın Paris kentinde düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP21) 195 taraf ülke tarafından kabul edilmiş ve 4 Kasım 2016'da yürürlüğe girmiştir.
Şu anda, 27 Ocak 2026 itibarıyla, Paris Anlaşması'na taraf olan 194 ülke bulunmakta ve son yıllarda dünya liderleri, bu yüzyılın sonuna kadar küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama ihtiyacını vurgulamakta.
Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak ve 2030'a kadar %43 oranında azalması gerekiyor.
Paris Anlaşması, çok taraflı iklim değişikliği sürecinde bir dönüm noktasıdır çünkü ilk kez bağlayıcı bir anlaşma tüm ülkeleri iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve etkilerine uyum sağlamak için bir araya getiriyor.
HERŞEYİ BOZUYOR…
Sağlık ve esenlik hali günümüzde gelinen noktada.
Sadece genetik veya kişisel yaşam alışkanlıkları üzerinden değil, içinde bulunduğu küresel ekosistemin stabilitesiyle de doğru orantılıdır.
İnsan psikolojisinin ve fiziksel sağlığının, biyosferin sağlığıyla simbiyotik bir bağ içinde olduğunu kanıtlamaktadır.
Ancak güncel araştırmalar, iklim değişikliği gibi küresel ölçekli krizlere karşı duyulan sorumluluk bilincinin dünya genelinde zayıfladığını göstermektedir.
SORUMLULUK
HİSSİ ZAYIF!
Araştırma şirketi Ipsos tarafından 31 ülkede gerçekleştirilen Global Advisor araştırma verilerine bakıldığında İklim değişikliği konusunda harekete geçmeye karşı duyulan sorumluluk hissi dünya genelinde zayıflıyor.
Bu bağlamda bireysel ve toplumsal refahın sürdürülebilirliği, iklim krizine karşı global sorumluluğun ortak bir şekilde üstlenilmesinden bağımsız düşünülemeyeceği çok net görülmektedir.
IPSOS HAKKINDA
Ipsos Türkiye, araştırma ve danışmanlık alanında 90 ülkede 20.000’den fazla çalışanı ile faaliyet gösteren dünyanın en büyük araştırma şirketlerinden biri olan Ipsos Group S.A’nın bir grup şirketidir.
Ülkemizde bilgiye erişim, öngörü oluşturma ve toplumu anlama amaçlarına hizmet eden, istatistik ve araştırma bilimine katkı sağlayan, Türkiye İstatistik Kurumundan sonra en geniş araştırma kadrosuna sahip öncü kuruluşlarından biridir.
Tutkulu ve meraklı araştırma profesyonellerimiz, analistlerimiz ve bilim insanlarımız, vatandaşların, tüketicilerin, hastaların, müşterilerin ve çalışanların eylemlerini, görüşlerini ve motivasyonlarını gerçekten anlamamızı sağlayan benzersiz, çok disiplinli yetkinlikler geliştirmiştir. Ipsos’un 75 farklı iş çözümü, anketlerden, sosyal medya izlemelerine ve nitel veya gözlemsel tekniklerden elde edilen birincil verilere dayanmaktadır.
Sloganımız olan “Game Changers”; hızla değişen dünyamızda 5.000 müşterimizin güvenle yol almasına yardımcı olma konusundaki hedefimizi özetler.
ARAŞTIRMANIN KÜNYESİ
Sonuçlar, Ipsos tarafından 23 Ocak Cuma ile 6 Şubat 2026 Cuma tarihleri arasında Global Advisor çevrimiçi platformu ve Hindistan’da IndiaBus platformu üzerinden gerçekleştirilen 31 ülkeli bir araştırmaya dayanmakta.
Bu araştırma kapsamında Ipsos, Hindistan’da 18 yaş ve üzeri, Kanada, İrlanda Cumhuriyeti, Malezya, Güney Afrika, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde 18-74 yaş arası, Tayland’da 20-74 yaş arası, Endonezya ve Singapur’da 21-74 yaş arası ve diğer tüm ülkelerde 16-74 yaş arası toplam 23.704 yetişkinle görüştü.
Örneklem; Birçok Dünya ülkesi ile birlikte Türkiye’de ise yaklaşık 500’er kişiden oluşmaktadır. Hindistan’daki örneklem yaklaşık 2.200 kişiden oluşmakta olup, bunların yaklaşık 1.800’ü yüz yüze, 400’ü ise çevrimiçi olarak görüşüldü.
GÜRELLİ’NİN UZMAN
YORUMU ŞU ŞEKİLDE
IPSOS’un Türkiye CCO’SU Yasemin Özen Gürelli’nin Veriler İle İlgili Uzman Yorumu Şöyle:
Ipsos’un 31 ülkede 23 bini aşkın kişiyle gerçekleştirdiği İnsan ve İklim Araştırması, iklim kriziyle mücadelede toplumsal psikolojinin ve beklentilerin bir değişime uğradığını görüyoruz.
Araştırmanın en çarpıcı çıktısı net: Bireyler artık iklim krizinin yükünü tek başlarına değil şirketlere ve hükümetlerle birlikte taşımak gerektiğini düşünüyor.
2021 ile 2026 yılları arasındaki verileri karşılaştırdığımızda, araştırmaya dahil edilen 26 ülkenin tamamında "bireylerin hemen harekete geçmesi gerektiğine" inananların oranında ciddi bir düşüş görüyoruz.
Küresel ortalamada bu oran %61 seviyesinde olsa da, Polonya'da %29, Almanya'da %21'lik sert düşüşler var.
Türkiye’de ise "Benim gibi bireyler şimdi harekete geçmezse gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz" diyenlerin oranı son 5 yılda %17 azalarak %64’e geriledi.
Bu durum, insanların iklim krizini önemsemediğini değil, bireysel çabaların (geri dönüşüm yapmak, suyu tasarruflu kullanmak vb.) devasa kriz karşısında yetersiz kaldığını hissetmeye başladıklarını gösteriyor.
İKLİM EYLEMSİZLİĞİ…
Araştırmanın alarm veren bir diğer bulgusu ise "iklim eylemsizliği". Ülkeler ortalamasında her dört kişiden biri (%25) iklim değişikliğinin artık kontrolümüzden çıktığını ve yapılabilecek bir şey kalmadığını düşünüyor.
Türkiye’de ise bu umutsuzluk oranı ortalamanın üzerinde: Toplumun %30’u iklim değişikliği konusunda harekete geçmek için artık çok geç olduğuna inanıyor.
Bu karamsarlığı kırmanın tek yolu, makro ölçekte, yani devlet ve şirketler nezdinde atılacak somut ve büyük adımlar.
Veriler, iş dünyası için çok net bir mesaj barındırıyor.
Türkiye'deki katılımcıların %57'si (küresel ortalama ile aynı), şirketlerin iklim değişikliğiyle mücadele için şimdi adım atmaması halinde çalışanlarına ve müşterilerine karşı sorumluluklarını yerine getirmemiş olacağını düşünüyor.
Artık tüketiciler ve çalışanlar, şirketlerden sadece kâr etmelerini değil, gezegeni koruyan bir iş modeli benimsemelerini talep ediyor.
İklim eylemi, şirketler için bir "halkla ilişkiler" faaliyeti olmaktan çıkıp, varoluşsal bir zorunluluğa dönüşmüş durumda.
KÜRESEL ADALETSİZLİK
Raporun ortaya koyduğu bir diğer çarpıcı gerçek ise küresel adaletsizlik. İklim değişikliğinin tarihsel nedenleri açısından en büyük sorumluluğa sahip olan yüksek gelirli ülkelerde "Ülkem daha fazlasını yapmalıdır" diyenlerin oranı %53’te kalırken Türkiye'nin de aralarında bulunduğu orta gelirli ülkelerde bu oran %71’e yükseliyor.
Sonuç olarak; 2026 yılı itibarıyla iklim krizinde yeni bir faza geçtik. Bireyler "biz elimizden geleni yaptık, şimdi sıra büyük oyuncularda" diyor. Hükümetlerin daha cesur politikalar üretmesi, şirketlerin ise tedarik zincirlerinden üretim süreçlerine kadar tüm operasyonlarını doğa ile uyumlu hale getirmesi artık bir tercih değil, toplumun en yüksek sesli talebi.”
FARKLI BAKIŞ AÇILARI!
Konuya dair farklı bakış açıları ile final yapalım mı?
Tarım iklim sorunu mu, yoksa iklim sorunun çözümü mü?
İklim değişikliği.
İsteyen bunun sebebini bereket olarak değerlendirsin isteyen ABD'nin bulut kontrol sisteminin saf dışı bırakılması desin doğru değil. Doğrusu iklim değişiklidir. Bunun acısı ileride daha da çıkacak.
Bir anda her yerde aynı iddia: “Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki gizli bulut tohumlama merkezi vuruldu…
Ve düğmeye basılmış gibi yağmurlar İran’dan Türkiye’ye yayıldı!” Tesadüf mü?
Yoksa hava bile artık kontrol altında mı?
Kuraklık konuşulurken, birkaç hafta içinde barajlar doldu…
Ve şimdi “yağmur fazla” deniyor.
Hikâye kulağa güçlü geliyor. Ama gerçekler biraz daha farklı.
Her yağan yağmurun arkasında gizli bir el aramak, gerçekleri görmemizi zorlaştırıyor.
“On yıllardır çok az yağış alan bölgelerde — İran, Suudi Arabistan, Irak ve Türkiye gibi ülkelerde — son dönemde dikkat çekici yağışlar görülmekte, bazı yerlerde ise yeni akarsu oluşumları ortaya çıkmaktadır.
Bu durum, bölgedeki askeri gelişmelerle ilişkilendirilmektedir. Özellikle, İran’ın saldırıları sonucunda ABD ve İsrail’e ait bazı radar sistemlerinin devre dışı kalmasının ardından bu değişimlerin yaşandığı iddia edilmektedir.
Bu bağlamda, ‘iklim savaşı’ kavramı yeniden tartışılmaya başlanmıştır.”
Unutmayın… iklim krizi bir aldatmacadır!!
Jeomühendislik ile sorunu onlar yapıyorlar!
Kontrollü medya ve fonladıkları bilim insanları ile korku yaratıyorlar!
Sonra da bizi kurtaracak çözümü öneriyorlar...
Bazı hastalıklar daha sık görülüyor, bazılarının yönetimi zorlaşıyor.
Aşırı hava olayları insan sağlığını her geçen gün biraz daha fazla etkiliyor.
Halk sağlığı sorunu olarak görülen iklim değişikliği artık afet tıbbının da konusu. Çocuklar ve yaşlılar en kırılgan gruplar...
İklim krizi bir çevre sorunu mu yoksa her şey politik mi? STK'lar iklim krizinin neresinde? Kimin karbon borcu ne kadar? İklim ruletinin kazananı kim olacak? İklim inkarcıları, iklim yalancıları ve yeşil badanacılar kimler?
İklim adaleti, iklim değişikliğinin neden ve sonuçlarını sosyal, ekonomik ve siyasi eşitsizliklerle birlikte ele alan bir yaklaşımdır.
İklim adaleti, iklim krizinin yalnızca çevresel değil aynı zamanda toplumsal bir adalet sorunu olduğunu vurgulamaktadır.
Dünya topraklarının yalnızca %3’ünü kaplayan kentler, dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındırmakta ve toplam karbon salımının %67-72’sinden sorumlu tutulmaktadır.
Öte yandan, kentler iklim değişikliğine karşı en savunmasız alanlardandır. Betonlaşma, yetersiz altyapı, ısı adası etkisi, yeşil alan eksikliği, artan hava kirliliği ve doğal habitat kayıpları gibi faktörler kentlerin kırılganlığını artırmaktadır.