Hep şöyle başlanır söze…
“Ah nerede o eski bayramlar” diye.
Ne yazık ki hep eskiye bir özlem vardır içimizde.
Dünden kalan, içimize sinmeyen, hep ötelenenlere dair şeyler.
Geri gelmesi mümkün olmayan şeyler.
Boğazımızda düğümlenen, yutkunamadıklarımız, ya da söyleyemediklerimiz…
En önemlisi de özlenen zamandır dün yaşananlar ve bir daha yaşanma şansı olmayan o anılar…
Ya da ayağınızın altından kayıp giden zaman ile bir türlü geleceğe dair söylemek isteyip söyleyemedikleriniz, ete-kemiğe bir türlü büründüremedikleriniz.
Özlem basar insanları.
Konuşamaz…
Söyleyemez.
Dile gelmez bazen aklınızdan, kalbinizden, beyninizden geçenler…
Bazen nefes bile alamadığınız olur…
Boğuluruz sanki…
Geçmişe dair bir şeyler kalır boğazlarda düğümlenen.
Geleceğe dair bir türlü açılamadığınız…
Daha önce birçok acılar yaşandı ve sevdiklerimizi aldı elimizden…
Mesela önce pandemi vurdu ve ardından son deprem ile yaşananlar…
Eskilerden…
Çok eskilerden…
Nerede ise çeyrek asır öncesinde…
Dedelerim, anneannem-babaannem, dayım-amcam, teyzelerim, halalarım, hepsi de terki diyar eylediler.
Ebedi aleme göçeli çok ama çok oldu.
Babam-annem yoklar kervanına ekleneli de epey oldu.
Dayılarımın kayıplarını kısa bir süre önce birbirlerini izledi.
Artık onlar da yok.
Atalarımız güzel insanlardı, güzel yaşadılar ve güzel ayrıldılar.
Her ne kadar içimizde bir ukte kalsa da.
Sanırım en güzel vuslat yüce yaratıcı ile.
Bu alemde ne kadar seversen sev, çift kişilik mezar yok maalesef.
Rabbim tüm geçmişlerimize rahmet eylesin af ve mağfiretini de eksik etmesin inşallah…
Bayramlarda genel de insanı bir hüzün basar.
Kasvetli bir ortam oluşur yaşı 50’yi geçenler için.
İnsanın Annesi-Babası sevdikleri yoktur mesela yanında.
Merhum Babam 2007’de aramızdan ayrıldı.
Canım Annem 2015’te rabbimize kavuştu.
Yaşınız ne olursa olsun anne-babanız gittiği zaman büyüyorsunuz…
Evin tek reisi olmanın dayanılmaz ağırlığını kızlarım hafiflettiler tüm sevecenlikleri ile.
Geride kalanlar hayatımın anlamı oldular.
Eskiden biz giderdik büyüklerimize durumumuz el verdiğince.
Artık biz bekler olduk gelecekleri.
Sanırım bu biraz daha insanın hayat denen sınavın sonuna yaklaştığımızın bir başka acı tecellisi olsa gerek.
Gençtik bir zamanlar.
Şimdilerde bizim yaşımızdakilere yaşlı demek yerine orta yaşlılar diyorlar.
Eh buna da şükür, ne diyelim.
Dilin kemiği yok!...
Ne güzel komşularımız vardı bizim.
Dostluğu, komşuluğu, kardeşliği, paylaşmayı anlamlandıran özel günleri daha da özel yapan.
Onlarda ebediyete intikal ettiler birçoğu.
Eşi, kızı, oğlu ezcümle sevdikleri…
Bir bir gidiyorlar terki diyar ediyorlar bu alemi…
Var ise de sadece birisi ya da ikisi kalmıştır.
Teselliyi onlarda arar oluyor insanlar.
Hayat hep insana tek ayağı kırık masa gibi gelir.
Ne zaman mutluluğu yakaladım deseniz, ya masanın bir ayağı kırılır, ya da sandalyenin.
Hiçbir zaman hayat dört dörtlük olmaz.
Bayramlar sadece araya sıkıştırılmış koskoca bir hayat filminin mini sevinçli fragmanı gibidir.
Yaşarsınız üç beş gün ve hayat yeniden başlar kaldığı yerden, hiç hesap etmediğiniz yeni yepyeni sürprizlerle…
Kederler, sevinçlere gark olur.
Bir gün hüzün, bir gün sevinç birbirine karışır.
Adım adım gidersiniz ya da dört nala koşarsınız ecele ama farkında bile olmazsınız…
Ya da yakın akrabalarının çoğu ebediyete intikal edeli az ya da çok olmuştur.
Bir hüzün kasırgası eser insanın içine ta derinliklere.
Gözleri ufka dalar.
Bekler…
Bekler…
Bekler…
Ama ne gidenler dönecektir…
Ne de beklenen gelecektir…
Eskidendi çok eskiden.
O tüm aile bireylerinin hep birlikte kucaklaştığı bayramlar.
“Ne güzel günlerdi…” diye aklından geçirir insan.
Hep birlikte kalkılan sabahlar.
Aile büyüklerinin camiye bayram namazına gidişleri ve onları sabırsızca bekleyişler.
Ardından kurulan bayram sofraları.
Evin ailenin temel direği annelerimizin kurdukları o mükellef sofralar.
Sonrasında bayramlaşma faslı başlardı.
El öpmeler, utana sıkıla alınan bayram harçlıkları…
Komşu gezmeleri ve diğer ziyaretler…
Arkadaş buluşmaları.
Minicik bir hediye ile değişen dünyalarımız vardı bizim.
1 Lira’nın, 2,5 TL’nin bizleri mutlu ettiği çocuklardık biz.
Ne zaman büyüdük?!...
Yeni alınan ayakkabılarla, kıyafetlerle sabahı sabah ettiğimiz günler...
Başucumuzda ayakkabılarımızla uyuduğumuz bayram gecelerimiz vardı.
Leblebi tozu vardı mesela bakkaldan almak için sabırsızlandığımız.
Bisküvi ya da gofret ile dinerdi ramazan’ın açlığı.
Ya da bir leblebi tozu ile fırıldakla, fırfırla biterdi tüm acılar.
Kurbanlıklar için halen de öyle.
İçimiz ürperirdi.
Bakamazdık.
Hele de birkaç gün öncesinden alınmışlarsa nerede ise evin maskotu olurlar “Hiç kesilmesinler” diye de gözyaşı döker, tepinirdik.
Bir de Ankara-Niğde gazoz açtırdık mı değmeyin keyfimize gitsin…
Allah cümle geçmişlerimizle birlikte onlara da tüm ebediyete intikal eden akraba ve komşularımıza sevdiklerimize rahmet eylesin inşaallah.
Koskoca bir ramazan’ın susuzluğu da biterdi de giderdi de…
Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun inşallah.
Onlar da anamız-babamız-atalarımız gibi anılarda kaldılar.
Bizden bekledikleri bir fatiha ve bir dua şu fani dünyada.
Dün ne güzel günlerdi.
Bugün o günlerin özlemi ile yaşanmaya devam ediyor.
Sağ olsun şimdilerde iktidar partileri bir 9 günlük bayram tatili icat ettiler.
Maksat iç turizm canlansın.
Önceleri epey fiyakalı oluyordu.
Herkes koşa koşa gidiyordu.
Şimdilerde ne petrol fiyatlarına, ne otel masraflarına yetişmek ne mümkün.
Yunanistan-Gürcistan bile Türkiye’den bedavaya geliyor.
Bizimkilerde hali ile oralara gidiyor.
İç turizmde mi?!...
Kör tuttuğunu öpüyor.
Yarınımız ise meçhul ve kimin ne olacağını Allah’tan başka bilen yok elbette.
İnşaallah ömrümüzün finali ahirette yüzümüzün akı olacak şekilde olsun.
Biz bayramları çok severdik çok eskiden…
Çok şükür ki doğumun senedi ölüm gibi bir nimet var ve ne mutlu ki sevdiklerinle buluşmak gibi de bir ödül finalde.
Bugün biraz nostalji yaptık.
Geçmiş bayramları yad ettik.
Her zaman olduğu gibi özlem ve hasretle…
Yakınlarınıza sıkıca sarılın belki bir başka bayramınız olmayacak onlarla ya da siz olmayacaksınız gelecek bayrama…
Rabbim bizlere ve sizlere de ahret ayrılığı vermesin inşallah…
Sevdiklerinizle nice bayramlar diliyorum inşallah.