Birçok kişi “Seçimler zamanında olacak” dese de şu anda gerçek manada Türkiye’de seçimlerin ne zaman olacağına dair kimsenin bir bilgisi yok.
Bunu kim mi söylüyor?
Zafer partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ.
Diyor ki Özdağ, “Size önemli bir hususu açıklayayım:
Seçimin ne zaman olacağını.
Hepiniz onu bekliyorsunuz.
Bilmiyorum arkadaşlar.
Ve ben bilmediğim gibi Erdoğan da bilmiyor.
Türkiye'de seçimin ne zaman olacağını kimse bilmiyor.
Ama bir şeyi lütfen bilin.
Seçimler vatandaşın zihninde başlamış durumda.
Ve bu seçimler; bugün yaşanan ekonomik yıkıma, bugün yaşanan uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığıyla milyonlarca gencimizin hayata tutunamadan adeta çöp hâline gelmelerine, terör örgütüyle yapılan pazarlıklar sonunda adeta terör örgütüne tavizler verilerek teslim olunmasına ve Türkiye'nin zenginin daha zenginleştiği, fakirin daha fakirleştiği bir Türkiye olmasına itiraz olduğu için vatandaş bir an önce yapılmasını istiyor.”
PEKİ YA SEÇİM OLURSA?
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Önümüzde erken seçim ya da normal seçim olursa seçime yalnız mı girmeyi mi düşünüyorsunuz, yoksa bazı partilerle ittifak yapmak mı?” sorusuna verdiği yanıt ilginç:
“Türkiye gerçekten çok olumsuz bir süreçten geçtiğini düşünüyoruz.
Bu olumsuzluktan çıkması için de geniş cephe stratejisiyle parlamenter demokrasiyi, hukuk devletini, milli, üniter ve laik devleti savunmamız gerektiğine inanıyoruz. Esasen bu anlamda bütün partiler ittifaka muhtaç. AK Parti de muhtaç. AK Parti'nin oyları yüzde 25-26 seviyesinde dolaşıyor. Onun için herkes seçim ittifakı arayışı içerisinde.
Ama bunları çok erken yaparsanız zaman içinde yıpranma ve sıkılma süreçleri yaşanabilir, anlaşmazlıklar çıkabilir. Onun için bazı şeyleri bekleyip zamanında yapmak gerekir. Biz de onu yapıyoruz. Şu anda sahadayız. Görüştüğümüz genel başkanlar tabii oluyor, genel merkez kadrolarıyla temaslarımız da oluyor. Bunlar iyi politik temaslar ve daha da iyi olacak.”
EKONOMİ… EKONOMİ… EKONOMİ…
Zafer partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ diyor ki;
İktidarın da artık sekizinci, hatta dokuzuncu yılına giren ekonomik buhranı çözmek için hiçbir makroekonomik programı yok. Bundan üç sene önce başlattıkları enflasyonu düşürme programı ki enflasyonu düşürme programları hızlı olmak zorundadır. En fazla 18 ayda bitirirsiniz. Üç sene oldu, altı puan sözde düştü. Bu, enflasyonu düşürme programının baştan aşağı başarısız olduğunun en somut göstergesidir.
Esnaf vergi yükü altında eziliyor. Siftah yapamadığı halde Maliye Bakanlığı'nın haksız cezalarıyla yıldırılıyor.
Evet, bir ülkede sanayinin nasıl gittiğini o ülkedeki lojistik sisteminin çalışması ve ne kadar yeni minibüs, kamyon ve tır satıldığı gösterir. Ekonomi iyi gidiyorsa kamyon alır, minibüs alır, tır alır.
Ama ekonomi durmuşsa bunların alımı olmaz.
Özetle ekonominin bütün branşları kan ağlarken, sanayici çökerken, karşı karşıya olduğu yüzde 60 faizi ödeme imkanı yokken ve bu kadar yüksek faizle ve düşük tutulan kurlarla uluslararası piyasalarda rekabet etme gücü yokken, bir yandan da Çin devlet kapitalizminin ağır saldırısı altında, öte yandan Avrupa Birliği'nin ikircikli politikalarıyla zarar görmeye devam ediyor.
CUMHURİYET TARİHİNİN EN
AĞIR EKONOMİK BUHRANI
Devam ediyoruz ekonominin son günlerde geldiği noktaya dair Özdağ’ın kendi ifadeleri ile;
Arkadaşlar, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri de değişmesi gereken bir ilişki türüdür.
Ne diye bize Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini Ankara Antlaşması çerçevesinde Gümrük Birliği diye yutturdular?
Dediler ki bunu nişanlılık dönemi kabul edin.
Daha sonra evleneceğiz, o zaman da tam üye olacaksınız.
Bu ilişkinin bir evlilikle sonuçlanmayacağı ortada.
Eşitsiz olan bir ilişki.
Avrupa Birliği ülkeleri kendi aralarında karar veriyorlar, bize dayatıyorlar.
Biz, Avrupa Birliği'yle de ilişkilerimizin yeniden ve serbest ticaret bölgesi zemininde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyasal bir talebin Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye yöneltilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Ekonomimizdeki düzelme için yapılacak hamlelerden bir tanesi budur. Bir diğeri, Devlet Planlama Teşkilatı'nın yeniden kurularak 1, 3, 5, 15 ve 30 yıllık perspektif planları hazırlaması ve Türkiye'nin uzun vadeli kalkınmasını sağlayacak düzenlemeleri yapmasıdır. Bugün kararlar sanayide, ekonomide ve finansta günübirlik alınıyor, dağınık alınıyor. Kim kimin ne kararı aldığını bilmiyor.
Sonuç olarak Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik buhranını yaşıyoruz. Savaştaki Ukrayna bile Türkiye'den daha düşük enflasyona sahip. Varın siz gerisini düşünün. Bu ekonomik buhran tabii insanlarımızın masalarına, mutfaklarına, evlerine yansıyor. Çocukların önemli bir bölümünün okula aç gitmesiyle sonuçlanıyor. Bu ekonomik buhran, aldıkları 23 bin lira emekli maaşı açlık seviyesinin altında olduğu için aç kalmalarıyla sonuçlanıyor.
Keza asgari ücret alan insanları sefalet seviyesinin altında tutuyor.
ÇALINANLARIN BİR KURUŞU
BİLE SİZDE KALMAYACAK!...
Türkiye zengin arkadaşlar.
Türkiye zengin ama adil bir şekilde paylaşılmadığı için küçük bir rantiye grup devletten bütün ihaleleri alıp, ondan sonra yurt dışına transfer ettiği bu paralarla saraylar, villalar, hatta sokaklar alıyor.
Türk milletinin parası çalınıyor ve yurt dışına götürülüyor.
Bu parayı Türkiye'ye getireceğiz.
Bunun yolu yok.
Bu paraları şimdi yurt dışına götürmüş olanlar, 'Ya biz o parayı götürdükten sonra siz nasıl getirirsiniz?
Gerekirse biz de gideriz' diye düşünüyor olabilirler.
Ham hayal görmeyin arkadaşlar.
Türk devleti ve Türk milleti, çalınan zenginliklerin bir kuruşunu sizde bırakmayacak. Ve faiziyle birlikte almış olduğunuz bütün borçları Türk milletine ödemek zorunda kalacaksınız muhakkak.
Evet, tabii biz bu ticaret odalarını, esnaf odalarını ziyaret ederken bize hep diyorlar ki, 'Enflasyonu nasıl düşüreceksiniz?
Biz devlette tasarrufun, enflasyonist harcamaları durdurmada en temel araç olduğunu görüyoruz. Suriyelilere yılda 11 milyar dolar ödenen paranın durdurulması gerektiğini düşünüyoruz. Devletin yandaşlarından kiraladığı ve bol bol para aktardığı şirketlerden, binalardan çıkıp kendi tesislerine dönmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Otoyol yapımı gerçekleşirken çalınan paraların Türk milletine iade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ve bunları yapabilecek devlet gücü de Türk devletinde vardır.
Yeter ki hırsızlığa bir son verilebilsin, rüşvet istemek bugün olduğu gibi kolay olmaktan çıksın ve rüşvet isteyen, korkusundan aklından bile rüşvet istemeyi geçiremesin. Bakın, Türkiye'nin bu çerçevede ikinci önemli meselesi de sokak çeteleridir. Sokak çeteleri, şimdi değişik dava dosyalarında ve iddianamelerde görüyoruz, 'sokağın hakkı' diyerek esnafı soymaya çalışıyorlar. Bu arkadaşlar anayasal düzene meydan okumaktadır. Bu artık organize suç örgütü değil; bu, anayasayı ihlal suçu işleyen terörist bir örgüttür.
Cezayı da ona göre uygulayacağız. Esnaf, devlet dışında, yasaların belirlediği vergiler dışında hiçbir çeteye para ödemeyecek. Vergi almak devletin hakkıdır. Devlet bu hakkını, adına ne derseniz deyin, 'sokağın hakkı' ya da haraç, kimseyle paylaşamaz. Paylaşırsa devlet olma niteliği sorgulanır.
“DEVLETİN MİLLİ KARAKTERİNİ
ORTADAN KALDIRIYORLAR”
Ve yine seçimlere giderken önemli bir husus da şu arkadaşlar.
Bir süre önce, 6 Haziran'da Şam Büyükelçimiz bir açıklama yaptı ve 700 bin Suriyelinin Suriye'ye döndüğünü söyledi.
2014 sonrasında da 2024’e kadar 700 bin kişinin döndüğünü ifade etti. Yani ikisini toplarsanız 1 milyon 400 bin Suriyeli dönmüş. Şimdi bu 1 milyon 400 bin Suriyelinin 700 bini ne zaman dönmüş? İç savaş devam ederken.
Peki biz, iç savaş devam ederken 'Suriyeliler vatanlarına dönsün' dediğimiz zaman niye bize hakaret ettiniz? Niye bize Arap düşmanı dediniz? Neden bize İslam düşmanı dediniz? Bakın, dönüyorlarmış. Rakamlar sizin resmi rakamlarınız. Ama rakamlarda başka bir şey daha var arkadaşlar.
Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün rakamlarına girin, bakın. Yıl yıl incelendiğinde diyor ki; 2021'de 15 bin kişi azaldı, gitti. 2022'de azalan sayı 250 bin. 15 bin kişi gittiyse 15 bin azalması lazım. Bu 250 bin nereye gitti?
Sonra 2022'te 50 bin dönmüş, azalma 150 bin. Bu 150 bin nereye gitti? Arkadaşlar, 845 bin tane Suriyeli astronot olmuşlar. Evet. Mars'a koloni kurmaya yolladılar inşallah. Ama rezalet ortada. Bu millete yalan söylüyorlar. Sığınmacılara vatandaşlık vermeye başlamışlardı zaten. Devlete ortak ediyorlar. Devletin milli karakterini ortadan kaldırıyorlar. Bu çok büyük bir tehdittir. Türkiye'yi Lübnanlaştırmaktır bu.
Ve bunun da Abdullah Öcalan'la yapılan pazarlıklarla yakından ilgisi vardır. Ne dediler? 'Abdullah Öcalan'a taviz yok. Kendisi feshedecek ve silahları bırakacak. Sonra ortadan kaybolacak.' Dediler. Ve bunun büyük bir yalan olduğu meydana çıktı mı? Adamlar, 'Silahlı mücadeleyi bırakmıyoruz ara verdik sadece.' diyorlar.
Ve şimdi, Abdullah Öcalan'ın İmralı'da villaya geçmesi, yani serbest kalması, beş bine yakın PKK'lının serbest kalması, Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi isimlerin de Kuzey Irak'ta bir süre daha varlıklarını sürdürdükten sonra, ortalık hava aldığında bakacağız, İstanbul'da İstiklal Caddesi'nde bir kafede oturuyor Murat Karayılan. Şimdi Türk çocukları ne yapar? Çay mı ikram ederler? Yoksa öfkelenirler mi?
Şimdi yarın gazilikler, şehitlikler ziyaret edildiğinde o mezarların başında, 'Siz boşuna ölmediniz.' dersek doğru olur mu? Hayır, olmaz. Ama DEM milletvekilleri PKK'lıların mezarlarının başında, 'Boşuna ölmediniz.' derse doğru olacak. Durum budur.
Ve son olarak arkadaşlar, bir hususu daha vurgulamak istiyorum. S-400 yüksek irtifa hava savunma sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri'ne verilecekmiş. Çözüm buymuş.
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Dış politikada bir dalgalanma mı söz konusu? Çünkü 1950'lerden itibaren Batı bloğuna yakın bir Türkiye var. Ancak S-400 süreciyle beraber bu blokla aramız açılmıştı. Rusya ile ilişkiler, Amerika ile ilişkiler açısından değerlendirirsek Türkiye hangi bloğa dahil olmalı?” sorusuna verdiği yanıt:
“Türkiye, stratejik bağımsızlığını muhafaza ederken bugünün dünyasında NATO'nun kendisine saldırmasını engellemek için NATO ile ilişkilerini sürdürmeli. NATO'nun dışında kalan bir Türkiye, NATO'nun saldırılarına daha açık hedef haline gelecektir.”